AvKon İZLEME: ZENGİN KARARININ İNFAZI

AİHM Kararı:
 
İHOP İzleme:
 
İzleme Raporu:

 

46928/99

28/10/2004 - 28/01/2005 ZENGIN-Türkiye davası
1448/04 Zengin Hasan ve Eylem, 09/10/2007 tarihli karar, 09/01/2008 tarihli nihai karar
Standard Denetim

Dava Tanımı: Denetleme aşamasında: yeni dava ya da sınıflandırılmayı bekleyen dava (standart ya da yoğunlaştırılmış prosedür).

Uygulanma Süreci: Denetleme aşamasında: Yeni dava ya da sınıflandırılmayı bekleyen dava (standart ya da yoğunlaştırılmış prosedür).

Komite Başkanlarının Son Sınavı
1100 NC/OK
Dava devlet okuluna giden ve ailesi Alevi mezhebine bağlı bir öğrencinin zorunlu din ve ahlak derslerinden muaf tutulma talebinin yetkililerce reddedilmesini ele almaktadır (1. Nolu Protokol’ün 2. maddesinin ihlali).

Başvuru sahipleri Hasan Zengin ve kızı Eylem Zengin, Türk toplumunda derin kökleri ve tarihi olan bir İslam mezhebi olan Alevilik inancını yaşamaktadırlar. Alevilik dua etme, namaz kılma, oruç tutma ve hacca gitme gibi bellibaşlı konularda Sünni inanışından farklı dinsel pratiklere sahiptir. Başvurunun yapıldığı esnada Eylem Zengin bir devlet okulunda 7. sınıfa gitmekteydi ve Türkiye Anayasasının 24. maddesi ile 1739 nolu Milli Eğitim Yasası’nın 12. maddesi uyarınca Türkiye’deki ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu tutulan din ve ahlak derslerini takip etmek zorunda kalmıştı.

2011’de Bay Zengin Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve idari mahkemelere, kızının inancına ilişkin herhangi bir bilgi verilmediğine dikkat çekerek bu derslerden muaf tutulması için başvurularda bulunmuştur. Bu muaf tutulmaya ilişkin istekleri reddedilmiştir ve dava Nisan 2003’ten itibaren ise Yüksek idare Mahkemesi tarafından görülmeye başlanmıştır.

Duruşma süreci boyunca Avrupa Mahkemesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın din ve ahlak kültürü bilgisi müfredatını ve ilgili kitapları yakından incelemiştir. Bu incelemeler neticesinde hem ilkokul ile ortaokulun ilk yarısında uygulanan müfredatta hem de ders kitaplarında diğer dinler ve felsefelerden daha çok İslam ile ilgili bilgiler üzerinde odaklandığı grülmüştür. Her ne kadar Mahkeme bunun kendi içinde bir zorla telkin olarak görülemeyeceği izahında bulunmuşsa da, bu derslere katılımın çocukların zihinlerinin biçimlenmesinde önemli bir rol üstlenceği düşünüldüğünde verilen bilgi ya da enformasyonun objektif, eleştirel ve çoğulculuğu içerecek bir çerçevede sunulup sunulmadığının incelenmesinin yerinde olacağı sonucuna varılmıştır.

Mahkeme Alevi inancının okullarda öğretilen Sünni İslam’dan ayrışan özellikleri ve farklılıkları olduğu tespitinde bulunmuştur. “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinde Türk toplumunda varlığını sürdüren dinsel çeşitlilik dikkate alınmamaktadır. Özellikle de, nüfusun hatırı sayılır bir oranının inandığı Alevilik inancının ritüel ya da pratikleriyle ilgili olarak bu çocuklara herhangi bir bilgi aktarılmamaktadır. Aleviler hakkında kimi bazı temel bilgiler ancak 9. sınıfta verilmekte ancak bu aradaki açığı kapatmak konusunda son derece yetersiz kalmaktadır. Aynı şekilde, bu sınıflarda verilen eğitim ve bilgiler çocukların dini konularda eleştirel bir bakış açısı geliştirmesine olanak tanımaması ve dahası Alevi inancına bağlı bir öğrencinin ebeveynlerinin dinsel-felsefi görüş ve inançlarına herhangi bir itibar göstermekten uzak kalması açısından objektivite ve çoğulculukla ilgili kriterlere de uymamaktadır.

Mahkeme ayrıca Türk eğitim sisteminde ebeveynlerin dini inanç ve siyasi görüşlerine saygı gösterilmesini sağlayan uygun mecraların var olup olmadığını da araştırmıştır. Söz konusu olan zorunlu bir ders olsa da, 1990’tan bu yana ebeveynleri Hıristiyan veya Yahudi inancına bağlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çocuklar için bu dinlerden birine bağlı olduklarını kabul etmeleri durumunda bu derslerden muaf tutulmaları ihtimali söz konusu olabiliyordu. Hükümet bu türden bir talebin olması halinde bu muaf tutulma olasılığının diğer inanç ve görüştekileri de içerecek şekilde genişletilebileceğini iddia edegelmektedir. 
Yine de, bu muaf tutulmanın çerçevesi her ne olursa olsun, ebeveynlerin okul yetkililerine felsefi görüş ya da dinsel inanışlarına ilişkin bilgi sunmak zorunda bırakılmaları bu durumu inanç özgürlüğünün temin edilmesi açısından uygunsuz hale getirmektedir. Herhangi bir açık metnin ortada olmaması okul yetkililerine her fırsatta bu türden talepleri geri çevirme olasılığı sunmaktadır. Sonuç olarak, muaf tutulma prosedürü uygun bir yöntem olmaktan uzaktır ve ebeveynler haklı olarak çocuklarının okulda öğretilen konularla aile içinde benimsetilen değerler arasında bir çatışma yaşama ihtimalinden mustarip olabilecekleri endişesini taşımaktadırlar. Sünni islam haricinde bir dini inanışa ya da felsefi görüşe sahip çocukların ebevenylerine uygun bir seçim yapması konusunda herhangi bir açık seçenek sunulmamıştır; öte yandan bu muaf tutulma prosedürü aileleri ağır bir yükümlülüğün ve külfetin altına soktuğu gibi kendi dinsel ya da felsefi inançlarını deşifre etmeleri gibi bir yükümlülüğü de beraberinde getirmektedir.

Bireysel tedbirler: Bayan Zengin artık üniversite çağındadır ve artık bir devlet ortaokuluna gitmemektedir.

Değerlendirme: Bu şartlar altında herhangi bir bireysel tedbire gerek kalmamış görünmektedir.

Genel tedbirler:

Mahkeme dinsel bilgiler ve pratiklerle alakalı olarak, objektivite ve çoğulculuğun şartlarının yerine getirilmesinde yetersiz kalan ve ebeveynlerin görüşlerine saygı duyulmasını teminat altına alacak önlemleri sağlamakta başarısız olan Türk eğitim sisteminin eksikleri olduğuna kanat getirmiştir. Tespit edilen ihlallerin kökeninde Türkiye’de dinsel inançların hayata geçirilmesi ve ebevenylerin görüşlerine saygı duyulmasını teminat altına alacak uygun yöntemlerin yokluğu yatmaktadır. Sonuç olarak, Mahkeme, Türk Eğitim sistemini ve içhukuk mevzuatını 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesi ile uyumlu hale getirmenin sorunun telafisinde çok olumlu bir adım olacağı tespitinde bulunmuştur.

• Avrupa Mahkemesi, uygun bir genel tedbirin gereksinimine ilişkin tespitini de gözönüne alarak Türk yetkililerden alınan bu kararın hayata geçirilmesi yönünde bir eylem planı sunmasını talep etmiştir. Ne var ki, yetkililer tarafından henüz ne bir eylem planı ne de bir eylem raporu sunulmamıştır.
• Avrupa Mahkemesi’nin aldığı kararın, Sözleşme’nin gerekliliklerine dikkatlerini çekmek ve alınan kararın içeriğine uygun hareket etmelerini sağlamak üzere ilgili yetkililere gönderilmesi de beklenmektedir.

Bu davada herhangi bir bilginin sağlanmadığı göz önüne alınırsa, delegeler bir kez daha yetkililerden alınan bu kararın hayata geçirilmesi için bir eylem planı/raporu hazırlamaları için talepte bulunmuş ve 1108. toplantılarında (Mart 2011) (DH) bu konuyu tekrar ele alma kararı almışlardır.

 

 

    

"AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi" projesi 2012-2013 yıllarında Almanya Büyükelçiliği Ankara, 2014-2015 yılları için de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile İngiltere Büyükelçiliği Ankara tarafından desteklenmektedir. 

Web sitesinin Avrupa Birliği'nin ve diğer fon sağlayıcıların resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.