İHOP İzleme: Vaka Bilgileri

İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin Zorunlu Din Dersinden Muafiyet Kararı
AİHM Kararı:Zengin Kararı
Dosya Adı:Yargı Kararları
Vaka Tarihi:31/5/2017
Vaka Açıklaması:
Tam Metin:Tam Metni Göster

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Konservatuvarı 6. sınıf öğrencisi O.D.İ.’nin din dersinden muaf tutulması yönünde karar verdi.

Edinilen bilgiye göre, O.D.İ.’nin ailesi zorunlu din dersinden muafiyet kararı için okul yönetimine başvurdu. Okul yönetimi, din dersinden muaf tutulma konusunda karar yetkisinin Milli Eğitim Bakanlığı’nda olduğunu savunarak ailenin talebini reddetti.

Avukat Elif Zelal Şeker’in başvurusu üzerine davaya bakan İstanbul 4. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Böylece O.D.İ. zorunlu din dersine girmedi.

31 Mayıs 2017 tarihinde sonuçlanan davada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve AİHM’nin Hasan-Eylem Zengin davasına atıflarda bulunularak, din dersinin zorunlu olamayacağı vurgulandı.

Kararda özetle şöyle denildi:

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (AİHS) Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanmış ve bu sözleşme Türkiye açısından bağlayıcı hale gelmiştir.

AİHS’e göre, “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir” hükmü ile “Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir” hükmü yer almaktadır.

AİHS’nin “Eğitim hakkı” başlıklı maddesinde “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir” düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 16 Eylül 1998 tarihli kararında “Laik devletin, doğası gereği resmi bir dininin bulunmaması, belli bir dine üstünlük tanımamasını, onun gereklerini yasalar ve diğer idari işlemlerle geçerli kılmaya çalışmamasını gerektirir. Bu bağlamda, laik bir devlette belli bir dinin eğitim ve öğretimi zorunlu hale getirilemez” denilmiştir.

Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.

Din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemektir. Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alınmıştır. Din eğitimi yerine “din kültürü” dersinden söz edilmesi de bu amacı açıkça ortaya koymaktadır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulmuştur.

Diğer yandan AİHM’nin Hasan-Eylem Zengin kararında, başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması talepleri başvuru tarihindeki müfredat programının dini inançlarını yansıtmadığı iddiasına yönelik olduğundan, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda okutulan “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersine ilişkin beş ders kitabının içerikleri incelenmiş, AİHM tarafından söz konusu müfredatın incelemesi sonucunda, Türkiye’de hakim olan dinsel çeşitliliğin “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerinde dikkate alınmadığı hususu işlenerek içeriğin düzeltilmesi yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir.

AİHM’nin Mansur Yalçın ve diğerleri kararında da, Türkiye’de ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen “din kültürü ve ahlak bilgisi” öğretiminin rehber ilkelerinin (din kültürü, ahlak bilgisi ve manevi değerler), din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk koşullarının yerine getirilmemesi ve ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması nedenleriyle, sistemin yetersiz olmasından ötürü AİHS’nin ihlal edildiği belirtilmiştir.

Aynı kararda, söz konusu din dersinin amacı özellikle islam dinini öğretmek ise, bu ders çocukların ve ebeveyninin din özgürlüğünü korumak adına zorunlu olmaması gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 24. maddesine göre kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve dini inançların kişisel tercih meselesi olduğu değerlendirmeleri yer almıştır.

Devletin, eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ve ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerekmektedir.

Anayasanın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu kuşkusuzdur. Ancak, bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi olarak kabul edilemeyeceği ve “din eğitimi “halini alacağı açıktır.

Somut olayda davalı idare tarafından, davacının oğlunun din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulmamasının, AİHS’nin 9. maddesi çerçevesinde sorun yaratabileceği, ayrıca din derslerinin içeriğinin ebeveynlerin dini ve felsefi inançlarıyla çatışabileceğini zorunlu olarak akla getirdiği değerlendirmeleri yer almıştır.

Ayrıca sadece T.C. uyruklu hristiyanlık ve musevilik dinlerine mensup öğrencilere muafiyet tanınmasının, bu iki din dışında başka dinlere inanan, hiçbir dine inanmayan ya da tanrı tanımaz kişiler ile hristiyanlık ve musevilik dinlerine inanan kişiler arasında din dersinden muaf tutulma noktasında eşitsizlik yaratacağı da açıktır.

Bu durumda yukarıda atıf yapılan AİHM’nin verdiği ihlal kararları ve sadece hristiyanlık ile musevilik dinlerine inanan öğrencilere din dersinden muafiyet imkanının tanınmasının, diğer dinlere inanan, hiçbir dine inanmayan ya da tanrı tanımaz kişiler açısından eşitsizlik yaratacak olması karşısında, davacının çocuğunun din dersinden muaf tutulması talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Ek Belge:Bu vakayla ilgili eklenmiş bir belge bulunmamaktadır!
Anahtar Sözcükler:Din eğitimi, Dini ve felsefi kanaat, Ayrımcılık, AIHM.
Birim:Yargı: İlk Derece Mahkemesi
AİHS Maddeleri:(Md. 9) Düşünce, Vicdan Ve Din Özgürlüğü.

 

 

    

"AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi" projesi 2012-2013 yıllarında Almanya Büyükelçiliği Ankara, 2014-2015 yılları için de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile İngiltere Büyükelçiliği Ankara tarafından desteklenmektedir. 

Web sitesinin Avrupa Birliği'nin ve diğer fon sağlayıcıların resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.