BATI GRUBU KARARI

Avrupa Konseyi İzleme:
 
İHOP İzleme:

 

(İHOP Tarafından Yapılan Gayri Resmi Çeviri)

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
 
BİRİNCİ DAİRE
 
BATI GRUBU DAVALARI (Başvuru no. 33097/96 ve 57834/003)
 
KARAR STRAZBURG
 
3 Temmuz 2004

 

İlk Bölüm

BATI VE DİĞERLERİNİN TÜRKİYE ALEYHİNE AÇTIĞI DAVALAR

(33097/96 ve 57834/00 nolu başvurular)

KARAR

STRASBOURG

3 Haziran 2004

NİHAİ KARAR

03/09/2004

Batı ve Diğerlerinin Türkiye Aleyhine Açtığı Davalar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İlk Bölüm), aşağıdaki üyelerden oluşmuştur: 

Bay P. Lorenzen, Başkan

Bay G. Bonello,

Bay R. Türmen,

Bayan F. Tulkens

Bayan N. Vajić,

Bayan S. Botoucharova,

Bayan E. Steiner, hakimler,

ve Bay S. Nielsen, Bölüm Memuru,

 

13 Mayıs 2004 tarihinde özel müzakereler gerçekleştirilmiş, yine bu tarihte kabul edilen aşağıdaki karar yayınlanmıştır:

PROSEDÜR

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine İnsan Hakları ile Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin eski 25. maddesi bağlamında İnsan Hakları Avrupa Komisyonu (“Komisyon”) tarafından 28 Temmuz 1996’da kabul edilen iki başvuru (33097/96 ve 57834/00 nolu) ile süreci başlayan dava aşağıda isimleri sayılan başvuru sahibi 15 Türk vatandaşı adına 19 Mayıs 2000’de Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ce görülmeye başlanmıştır: Bay Ulaş Batı, Bay Bülent Gedik, Bay Müştak Erhan İl, Bay Özgür Öktem, Bay Sinan Kaya, Bay İsmail Altun, Bay İzzet Tokur, Bay Okan Kablan, Bay Cemal Bozkurt, Bayan Devrim Öktem, Bayan Sevgi Kaya, Bayan Arzu Kemanoğlu, Bayan Zülcihan Şahin, Bayan Ebru Karahancı ve Bayan Zühal Sürücü (“başvuru sahipleri”).

2. Bay Ulaş Batı, Bay Okan Kablan ve Bay Bülent Gedik’e hukuki destek sağlanmasına karar verilmiştir. Başvuru sahipleri mahkeme önünde İstanbul Barosu’ndan Bay G. Tuncer, Bay İ. Ergün, Bay S. Akat, Bay G. Alpul, Bay S. Demir ve Bay O. Demir tarafından savunulmuştur. Türk hükümeti (“hükümet”) duruşmalarda yer alması için herhangi bir hukuk uzman göndermemiştir.

3. Bay Ulaş Batı, Bay Bülent Gedik, Bay Müştak Erhan İl, Bay Özgür Öktem, Bay Sinan Kaya, Bay İsmail Altun, Bay İzzet Tokur, Bay Okan Kablan, Bayan Devrim Öktem, Bayan Sevgi Kaya, Bayan Arzu Kemanoğlu, Bayan Zülcihan Şahin ve Bayan Ebru Karahancı Sözleşme’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Okan Kablan haricinde tüm diğer başvuru sahipleri Sözleşme’nin 5. ve 3. maddeleri bağlamında polis gözetiminde tutuldukları sürenin uzunluğuna ilişkin şikayette bulunmuşlardır. Bayan Devrim Öktem, Bay Özgür Öktem, Bay Okan Kablan ve Bay Müştak Erhan İl aynı zamanda Sözleşme’nin 5. ve 3. Maddeleri’nin ikinci bendi bağlamında mantıklı bir süre içerisinde mahkemeye çıkarılmadıklarına ya da davanın uzaması nedeniyle zamanında serbest bırakılmamalarına ilişkin de şikayette bulunmuşlardır.

4. Sözleşme’nin 11 No.lu Protokolü’nün yürürlüğe girmesiyle (11. Nolu Protokol’ün 5. ve 2. maddeleri) 33097/96 No.lu başvuru 1 Kasım 1998’de Mahkeme’ye taşınmıştır.

5. Başvurular Mahkeme’nin İlk Bölüm’ü tarafından işleme alınmıştır (Mahkeme Hükümleri’nin 52. ve 1. Kuralları uyarınca). Bu Bölüm dahilinde 26. ve 1. Kurallar’dan hareketle davaya bakacak olan Mahkeme (Sözleşme’nin 27. ve 1. Maddeleri) oluşturulmuştur.

6. 1 Kasım 2001’de Mahkeme, Bölüm düzenlenmesinde kimi değişikliklere gitmiştir (25. ve 1. Kurallar). Bu davalar yeni oluşturulan İlk Bölüm’e nakledilmiştir (52. ve 1. Kurallar).

7. 7 Mart 2002’de alınan bir kararla Mahkeme başvuruların kısmen kabul edildiğini ve davaların birleştirileceğini ilan etmiştir.

8. Başvuru sahipleri ve Hükümet mahkemenin aldığı kararlara ilişkin ayrı ayrı görüşler belirtmişlerdir (59. ve 1. Kurallar).

GERÇEKLER

I. DAVANIN OLUŞMA ŞARTLARI

9. Bay Ulaş Batı 1979’da, Bay Bülent Gedik 1974’te, Bay Müştak Erhan İl 1971’de, Bay Özgür Öktem 1976’da, Bay Sinan Kaya 1978’de, Bay İsmail Altun 1974’te, Bay İzzet Tokur 1973’te, Bay Okan Kablan 1980’de, Bay Cemal Bozkurt 1973’te, Bayan Devrim Öktem 1975’te, Bayan Sevgi Kaya 1980’de, Bayan Arzu Kemanoğlu 1972’de, Bayan Zülcihan Şahin 1977’de, Bayan Ebru Karahancı 1978’de ve Bayan Zühal Sürücü 1979’da doğmuşlardır. Hepsi Türk vatandaşıdır ve İstanbul’da yaşamaktadır.

A. Başvuru sahiplerinin tutuklanması ve tıbbi deliller

10. Şubat ve Mart 1996 tarihlerinde yasadışı bir Marksist örgüt olan TKEP/L’ye (Türkiye Komünist İşçi Partisi/Leninist) karşı yapılan bir polis operasyonunun parçası olarak İstanbul polisi başvuru sahiplerini tutuklamış ve İstanbul çevik kuvvet polis biriminin (“Güvenlik Karargahı”) antiterör biriminde sorgulamak için alıkoymuştur.

11. Her bir davaya ilişkin eldeki gerçekler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

1. Ulaş Batı

12. Bay Batı 8 Şubat 1996’da tutuklanmıştır.

13. 19 Şubat 19962da bir görüşme esnasında savcıya gözetim altındayken polis tarafından kötü muamele gördüğünü belirtmiştir. Daha sonra ise İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bir hakimin (“hakim”) karşısına çıkarılmış ve ona da savcıya verdiği ifadenin aynısını tekrarlamıştır. Hakim tutukluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

14. Bay Batı Güvenlik Karargahı’nda gördüğü kötü muamelenin değişik şekillerde cereyan ettiğini aktarmıştır: Dayak yemiş, ayakta durmaya zorlanmış, uyumasına izin verilmemiş, ölümle, tecavüzle ve copla cinsel tacize uğratılmakla tehdit edilmiştir.

15. Kendisine sadece bir kez sağlık muayenesi yapılmıştır. 19 Şubat 1996 tarihli raporda adli tıp doktoru, İstanbul Adli Tıp Kurumu üyesidir, göğüs bölgesinde 0.5cm ile 0.5cm çapında kısmen iyileşmiş darp izleri olduğunu tespit etmiştir. Bay Batı’nın omuzlarındaki ağrılardan şikayetçi olduğuna ve kendisine 1 günlük iş göremez raporu verildiği de raporda yer almıştır.

2. Bülent Gedik

16. Bay Gedik 6 Şubat 1996’da tutuklanmıştır.

17. 19 Şubat 1996’da bir görüşme esnasında savcıya hiç okumadığı bir ifadeyi imzalaması için kendisine baskı yapıldığını anlatmıştır. Tutukluluk süresinin devam etmesi kararını alan hakim karşısında da bu ifadesinde ısrarcı olmuştur.

18. Bay Gedik polis gözetimi altındayken uğradığı kötü muamele dahilinde kollarından asıldığını, ölümle tehdit edildiğini ve kendisine elektrik şoku verildiğini belirtmiştir.

19. Kendisine üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır:

(a) 19 Şubat 1996 tarihli bir raporda bir adli tıp doktoru arka uylukta kabuk bağlamış halde 3cm’ye 3cm’lik lezyonlar ve üst kürek kemiği civarında 3 cm’e 3 cm’lik eski darp izleri bulunduğunu tespit emiştir. Bay Gedik için 3 gün iş göremez raporu vermiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru sol kolda ve sol bacakta kısmen yara bağlamış çürük izleri olduğunu tespit etmiştir. Bay Gedik’in vücudunun pek çok bölgesindeki ağrılardan şikayetçi olduğunu ve nihai rapor için bir adli tıp doktoruna havale edildiğini aktarmıştır.

(c) Bay Gedik 7 Mart 1996 tarihinde bir adli tıp doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor raporunda Bay Gedik’in sol omzundaki ağrılardan şikayetçi olduğunu kaydetmiştir. Ne var ki, nihai raporun ancak Bay Gedik’in bir hastanenin nöroloji servisi tarafından muayene edilmesi neticesinde verilebileceğini belirtmiştir. Dosyadan, talep edilen bu son muayenenin asla gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır.

3. Müştak Erhan İl

20. Bay Erhan 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

21. 19 Şubat 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekilmiş ve işlediği öne sürülen suçlarla herhangi bir ilgisinin olmadığını iddia etmiştir. Akabinde mahkemede hakimin önüne çıkarılmış ve burada gözetim altındayken polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ifade etmiştir. Hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

22. Bay Erhan İl Güvenlik Karargahı’ndayken polis tarafından çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz bırakıldığını söylemiştir: Kollarından asılmak, ölüm tehditleri, hakaret ve tacizler.

23. Kendisine üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır:

(a) Bay Erhan’ı muayene ettikten sonra adli tıp doktoru raporunda her iki kolunda da his kaybı ve supinasyon zedelenmesi ve içe doğru bükülme izleri olduğunu belirtmiştir. Nihai raporun ancak Bay Erhan’ın bir hastanenin nöroloji servisi tarafından muayene edilmesi neticesinde verilebileceğini belirtmiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli raporunda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru Bay Erhan İl’in omuzlarında, göğüs kafesinde, sırtında ve solunum yollarındaki ağrılardan şikayetçi olduğunu ve her iki kol ve elinde duyu kaybı yaşadığını belirtmiştir. Nihai rapor için bir adli tıp doktoruna muayene olması gerektiğini ifade etmiştir.

(c) 6 Mart 1996 tarihinde, 19 Şubat 1996’da hazırlanan sağlık muayenesi ışığında, adli tıp doktoru Bay Erhan İl’in nörolojik muayene için hastaneye nakledilmesini talep etmiştir. Ancak dosyadan bu türden bir ek muayenenin asla gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.

4. Özgür Öktem

24. Bay Öktem 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

25. 19 Şubat 1996 tarihinde, savcı tarafından sorgulanmasının ardından, hakim karşısına çıkarılmış ve burada gözetim altındayken polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ifade etmiştir. Hakim tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

26. Bay Öktem polis gözetimi altındayken aralarında kollarından asılmanın ve falakaya yatırılmanın da yer aldığı çok sayıda kötü muameleyle karşılaştığını aktarmıştır.

27. Kendisine 3 ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır.

(a) 19 Şubat 1996 tarihinde verilen sağlık muayenesi raporuna göre adli tıp doktoru ilk etapta Bay Öktem’in vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlamamıştır. Bay Öktem’in uyluk, dudak mukozası ve ağzının iç ve dış duvarlarındaki ağrılardan şikayetçi oluğunu belirtmiştir. Kendisine 3 günlük iş göremez raporu verilmiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru uygulanan şiddet sonucunda Bay Öktem’in dudağında yırtılmalar oluştuğunu, vücudunun değişik bölgelerindeki ağrılardan şikayetçi olduğunu ve nefes almakta zorlandığını belirtmiştir. Nihai rapor için bir adli tıp doktoruna muayene olması gerektiğini not düşmüştür.

(c) 6 Mart 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru 19 Şubat ve 27 Şubat 1996 tarihli raporlardaki bulguları teyit etmiştir.

5. Sinan Kaya

28. Bay Kaya 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

29. 19 Şubat 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekildikten hemen sonra hakim karşısına çıkarılmıştır. Hakime polis gözetimi altındayken kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Hakim tutukluluk halinin devam etmesi kararını vermiştir.

30. Bay Kaya polis gözetimi altınayken değişik şekillerde kötü muamele gördüğünü ifade etmiştir: Kollarından asılmak, tehditler ve hakaretler.

31. Kendisine 3 ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır:

(a) 19 Şubat 1996 tarihinde bir adli tıp doktoru tarafından gerçekleştirilen ilk muayenede sağ koltuk altında 1 cm’ye 1cm’lik yara bağlamış halde çürük lezyonları, mastoid bölgesinde 2cm’ye 2cm’lik darp ve çürük izleri ve kol ve omuzlarında ağrılar tespit edilmiştir. Kendisine 5 gün iş göremez raporu verilmiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru kollarda duyu kaybı, omuzlarda kramplar, nefes alma güçlükleri ve sağ ayağında kesik ve çürükler tespit emiştir. Nihai rapor için bir adli tıp doktoruna havale etmiştir.

(c) 7 Mart 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru sağ koltukaltında 1 cm’ye 1.cm eninde ve 1cm’ye 1cm boyunda yara bağlamış bir lezyon, mastoidde berelenme ve sıyrıklar ve omuz ve kollarda ağrılar olduğunu tespit etmiştir. Kendisine 5 gün iş göremez raporu vermiştir.

6. Sevgi Kaya

32. Bayan Kaya (Sinan Kaya’nın kızkardeşidir) 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

33. 19 Şubat 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekildikten sonra hakim karşısına çıkarılmıştır ve gözetim altındayken polis tarafından kendisine kötü muamelede bulunulduğunu ifade etmiştir. Hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

34. Bayan Kaya polis gözetimi altındayken falakaya yatırıldığını, üzerine su sıkıldığını, tecavüzle tehdit edildiğini ve çırılçıplak soyulduğunu söylemiştir.

35. Kendisine üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır:

(a) 19 Şubat 1996 tarihli bir raporda bir adli tıp doktoru ayak tabanında iyileşmek üzere olan 5cm’ye 4cm boyutlarında eski bir çürüğe ait izler ve omuz ve kollarda ağrılar olduğunu belirtmiştir. Kendisine 7 günlük iş göremez raporu vermiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru sol ayak tabanında çürükler, şişme ve aşırı hassasiyet ve sağ elin küçük parmağında ise hareket ve hissiyat kaybı tespit etmiştir. Nihai rapor için kendisini bir adli tıp doktoruna havale etmiştir.

(c) 7 Mart 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru her iki ayağın tabanında da yara bağlamış halde 5cm’ye 4cm ebatlarında lezyonlar, her iki avuç içinde de çürükler ve omuz ve kollarda ağrılar tespit etmiştir. Bayan Kaya’ya yedi günlük iş göremez raporu vermiştir.

7. İsmail Altun

36. Bay Altun 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

37. 16 Şubat 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekilmiş ve gözetim altındayken polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Akabinde hakimin karşısına çıkarılmış ve burada da savcıya verdiği ifadeyi tekrarlamıştır. Hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

38. Bay Altun çok çeşitli kötü muamele uygulamalarına maruz kaldığını aktarmıştır: Kollarından asılmış (kolları birbirine bağlı haldeyken), dövülmüş, üzerine soğuk su sıkılmış ve uyumasına izin verilmemiştir. Diğer şikayetleri arasında gözlerinin bağlanması ve testislerinin burulması da yer almıştır.

39. Kendisine üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır:

(a) 16 Şubat 1996 tarihli raporda bir adli tıp doktoru Bay Altun’un başağrısından ve kollarındaki ağrılardan şikayetçi olduğunu ifade etmiştir.

(b) 28 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru gözlerinin altındaki çürüklerden, sağ kulağın üst kısımlarında yara bağlamış haldeki 0.5cm’ye 0.5cm’lik lezyonlardan, boyundan anüse kadar uzanan bir ağrıdan, sağ elin başparmağındaki belli bir hareket kaybından, sol ayağın topuğundaki yara bağlamış lezyonlardan, sağ ayağın topuğundaki sıyrıklardan, sol bacağın anteriorundaki (tibia) 5cm’ye 2cm ebadındaki berelerden ve göğüs ile göğüs kafesindeki ağrılardan söz etmiştir.

(c) 6 Mart 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru 16 Şubat 1996 tarihli rapordaki bulguları teyit etmiştir.

8. Devrim Öktem

40. Bayan Öktem (Bülent Gedik’in eşidir) 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

41. 19 Şubat 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekildikten hemen sonra hakimin karşısına çıkarılmış ve hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

42. Bayan Öktem polis gözetimi altındayken çeşitli şekillerde kötü muamele gördüğünü ifade etmiştir: Dayak yemiş, kollarından asılmış, çırılçıplak soyulmuş ve üzerine su sıkılmıştır. Bu kötü muamele neticesinde karnındaki bebeğini düşürdüğünü de iddia etmiştir.

43. Kendisine yedi ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır.

(a) 19 Şubat 1996 tarihli bir raporda bir adli tıp doktoru Bayan Öktem’in vücudunda kötü muamele ya da darp neticesinde oluşabilecek herhangi bir ize rastlamadığını belirtmiştir. Bayan Öktem’in polis gözetimindeyken gördüğü kötü muamele neticesinde bebeğini düşürdüğünü iddia etmesinden hareketle nihai raporun bir hastanenin kadın doğum servisinde kendisine yapılacak muayene sonrasında verilebileceğini rapor etmiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru Bayan Öktem’in sol bacağında 1cm’ye 1cm genişliğinde bir çürük ve ayak tabanları ile böbreklerinde ağrılar olduğunu tespit etmiştir. Nihai rapor için kendisini bir adli tıp doktoruna havale etmiştir.

(c) 6 Mart 1996 tarihli bir raporda, yukarıda adı geçen tıbbi belgelerde sunulan bilgilerin ışığında, adli tıp doktoru kadın doğum servisi olan bir hastaneye nakledilmesini talep etmiştir.

(d) 6 Mart 1996 tarihli bir raporda Haseki Hastanesi’nden bir jinekolog uterusta kanama ve kısmi parçalar tespit etmiş ve kürtaj sonrası uterus içi iltihaplanmanın bulgularına rastlamıştır. 

(e) 18 Nisan 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru artkafa bölgesinde 0.5cm’ye 1cm ebatlarında bir şişlik ve sırtta ağrılar olduğunu belirlemiştir. Nihai rapor için bir adli tıp doktoruna havale edilmesini talep etmiştir.

(f) 31 Mayıs 1996’da İstanbul Hastanesi’nden bir jinekolog İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne hastane kayıtlarının Bayan Öktem’in 20 Şubat 1996 tarihinde muayeneden geçirildiğini ve uterus bölgesinde herhangi bir jenital patolojiye rastlanmadığı ama düşük yaptığı iddiası göz önüne alınarak kendisine en uygun tedavi ve muayene olanaklarının sağlandığı bilgisini ulaştırmıştır.

(g) Bayan Öktem’in raporunu inceleyen ve yedi jinekologdan oluşan ekip 19 Şubat 1996 tarihinde kaleme aldıkları raporda polis gözetimi altındayken düşük yaptığı yolunda kanaat bildirmişlerdir. Öte yandan, vücudunda darp neticesinde oluşmuş herhangi bir ize rastlanmamış ve tam teşekküllü bir muayeneden geçmemiş olması nedeniyle söz konusu düşük ile kötü muamele arasında doğrudan bir bağlantı kurmanın imkansız olduğuna dikkat çekmişlerdir.

9. Arzu Kemanoğlu

44. Bayan Kemanoğlu 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

45. 19 Şubat 1996 tarihinde savcı tarafından ifadesi alınmıştır. Gözetim altındayken polis tarafından kötü muamele gördüğünü ifade etmiş ve kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiştir. Akabinde hakim karşısına çıkarılmış ve hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

46. Bayan Kemanoğlu’na üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır

(a) 19 Şubat 1996 tarihinde bir adli tıp doktoru vücudunda darp sonucu oluşmuş herhangi bir ize rastlanmadığını belirtmiştir.

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru bacağındaki 3cm’ye 3cm ebatlarında bir çürük ile boyun, omuzları ve kaburgalarında darp izleri olduğunu tespit etmiştir. Nihai rapor için bir adli tıp doktoruna havale edilmesine karar vermiştir.

(c) 6 Mart 1996 tarihinde yukarıda bahsedilen tıbbi belgelerin ışığında, adli tıp doktoru Adli Tıp Kurumu Özel Birimi tarafından muayene edilmesi yönünde bir talepte bulunmuştur. Ne var ki, dosyaya göre bu türden bir muayene asla gerçekleşmemiştir.

10. Zülcihan Şahin

47. Bayan Şahin 7 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

48. 19 Şubat 1996 tarihinde hem savcı hem de hakim karşısında verdiği ifadelerde gözetim altındayken polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Hakim tutukluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

49. Bayan Şahin’e üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır.

(a) 19 Şubat 1996 tarihli bir raporda bir adli tıp doktoru sol kolun anteriorunda 0.5cm’ye 1cm ve 0.5cm’ye 2cm ebatlarında iki tane eski darp izi ve aynı kolda 1cm’ye 1.5cm ebatlarında bir başka çürük olduğunu tespit etmiştir. Ancak çalışmaya uygun olduğu yönünde rapor vermiştir.

(b) 22 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru boynunda 2cm’ye 2cm ebatlarında bir çürük ve omuzlarında kesikler tespit etmiştir.

(c) 7 Mart 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru 22 Şubat 1996 tarihli rapordaki bulguları teyit etmiş ve Bayan Şahin2e 3 günlük iş göremez raporu vermeyi uygun görmüştür.

11. Ebru Karahancı

50. Bayan Karahancı 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

51. 19 Şubat 1996 tarihinde hem savcı hem de hakim karşısındaki sorgusunda gözetim altındayken polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir. Hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

52. Bayan Karahancı gözetim altındayken çok çeşitli şekillerde kötü muamele gördüğünü ifade etmiştir: Dayak yemiş, kollarından asılmış, üzerine tazyikli su tutulmuş ve 3 gün boyunca uyumasına izin verilmemiştir.

53. Kendisine üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır.

(a) 19 Şubat 1996 tarihli bir raporda bir adli tıp doktoru sırtındaki ve kollarındaki ağrılardan şikayetçi olduğunu tespit emiştir. Sol bacağının ortalarında 2cm’ye 3cm’lik bir çürük ve bacağının alt kısımlarında ise 0.5cm’ye 0.5cm’lik başka bir eski çürük izi bulmuştur. Kendisine beş günlük iş göremez raporu vermiştir. 

(b) 27 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru sol bacak bileğinde bir darp izi ve vücudunun değişik bölgelerinde ağrılar olduğunu tespit etmiştir. Bir adli tıp doktoruna görünmesinin şart olduğunu ifade etmiştir.

(c) 6 Mart 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru 19 Şubat 1996 tarihli raporda tespit edilen bulguları teyit etmiştir.

12. İzzet Tokur

54. Bay Tokur 8 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

55. 19 Şubat 1996 tarihinde hem savcı hem de hakim karşısındaki sorgusunda gözetim altındayken polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir. Hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

56. Bay Tokur polis gözetimi altındayken yaklaşık olarak 20-25 kere dövüldüğünü, ölümle tehdit edildiğini, üzerine su sıkıldığını ve dört gün boyunca uyumasına izin verilmediğini belirtmiştir.

57. 19 Şubat 1996 tarihinde bir adli tıp doktoru yaptığı muayene neticesinde Bay Tokur’un vücudunda darp sonucunda oluşmuş herhangi bir ize rastlamamıştır. Öte yandan, Bay Tokur’un omuz ağrılarından şikayetçi olduğunu rapor etmiş kendisine bir günlük iş göremez raporu vermiştir.

13. Okan Kablan

58. Bay Kablan 6 Şubat 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

59. 19 Şubat 1996 tarihinde hem savcı hem de hakim karşısında verdiği ifadede gözetim altındayken polisin kötü muamelesine maruz kaldığını belirtmiştir. Hakim tutukluluk halinin devam etmesine karar vermiştir.

60. Gözetim altındayken çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını söylemiştir: Kollarından asılmış, nefessiz bırakılmış ve uyumasına izin verilmemiştir.

61. Kendisine üç ayrı sağlık muayenesi yapılmıştır:

(a) 19 Şubat 1996 tarihli bir raporda bir adli tıp doktoru sağ kolunda 2cm’ye 3cm ebatlarında eski çürük izleri tespit etmiştir. Bay Kablan’a bir günlük iş göremez raporu vermiştir.

(b) 28 Şubat 1996 tarihli bir raporda Bayrampaşa Hapishanesi doktoru sol bacakta bir darp izi, koltuk altı bölgesinde çürükler, her iki kolda da hareket kaybı ve vücudun değişik noktalarında ağrı hissi tespit etmiştir. Nihai rapor için Bay Kaplan’ı bir adli tıp doktoruna havale etmiştir.

(c) 7 Mayıs 1996 tarihli bir raporda adli tıp doktoru Bay Kablan’a kulağındaki bir rahatsızlıktan dolayı 15 günlük iş göremez raporu vermiştir.

14. Zühal Sürücü

62. Bayan Sürücü 14 Mart 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

63. Yapılan sağlık muayenesinde vücudunda darp sonucu oluşmuş herhangi bir ize rastlanmamış ve 25 Mart 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekilmiştir. Ardından tutukluluk halinin devam etmesine karar verecek olan hakim karşısına çıkarılmıştır.

15. Cemal Bozkurt

64. Bay Bozkurt 14 Mart 1996 tarihinde tutuklanmıştır.

65. Yapılan sağlık muayenesinde vücudunda darp sonucu oluşmuş herhangi bir ize rastlanmamış ve 25 Mart 1996 tarihinde savcı tarafından sorguya çekilmiştir. Ardından tutukluluk halinin devam etmesine karar verecek olan hakim karşısına çıkarılmıştır.

B. Başvuru sahiplerine yönelik suçlamalar ve tahliye talepleri

66. 10 Nisan 1996 tarihinde savcı aralarında başvuru sahiplerinin de bulunduğu 20 kişi hakkında Ceza Yasası’nın hem Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısını kısmen ya da tamamen değiştirmek ya da bozmak, Millet Meclisi’ne karşı darbe girişiminde bulunmak ya da güç kullanmak yoluyla Millet Meclisi’nin faaliyetlerini kesintiye uğratmak girişimlerini suç kapsamında değerlendiren 146. maddesi hem de silahlı bir örgütün üyesi olmayı suç kapsamında değerlendiren 168. madde’nin 2. bendi uyarınca cezai kovuşturma başlatmıştır. Başvuru sahipleri aralarında cinayete teşebbüs, kasten adam öldürme, patlayıcı madde kullanma, yasadışı ve şiddet içeren gösterilere katılma ve silahlı soygun gibi çok çeşitli eylemlerle suçlanmışlardır.

72. Davanın görülmesine ilgili mahkeme tarafından devam edilmektedir.

C. Başvuru sahiplerinin şikayetleri ve o esnada görevde olan 6 polis memuru hakkında kötü muamelede bulunduklarına yönelik suçlamalar

73. 5 Mart 1996 tarihinde başvuru sahiplerinden on tanesi, Bülent Gedik, Zülcihan Şahin, Sinan Kaya, Sevgi Kaya, Devrim Öktem, Okan Kablan, Arzu Kemanoğlu, Müştak Erhan İl, İzzet Tokur ve Ulaş Batı, gözetim altındayken kendilerine kötü muamelede bulunduklarını iddia ettikleri polis memurları hakkında suç buyurunda bulunmuşlardır.

74. Ayrıca O.T. (İstanbul emniyetinde komiser) ve R.A. (İstanbul terörle mücadele biriminde müdür muavini) hakkında da suç duyurusunda bulunmuşlardır. Bu iki rütbeli polis memurunun kendilerin işkence uygulayan alt rütbeli memurların amiri olmaları açısından gördükleri kötü muameleden de sorumlu olduklarını öne sürmüşlerdir. 24 Şubat 1998 tarihinde yeterli delil olmadığı gerekçesiyle bu suçlamalar reddedilmiştir. Karar 23 Eylül 1998 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başkanı tarafından onaylanmıştır.

75. 12 Nisan 1996 tarihinde savcı 5 Mart 1996 tarihinde yapılan suç duyurusuna istinaden 4 polis memurunu (Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar, Ahmet Bereket ve Yakup Doğan) sorguya çekmiştir. Başvuru sahipleri gözetim altındayken bu dört polis memuru da görev başındaydı. Polis memurları söz konusu kişilere kötü muamelede bulundukları yönündeki suçlamaları reddetmişlerdir.

76. Bu esnada ilgili taraflarca belirlenen bir tarihte Ebru Karahancı, Özgür Öktem ve İsmail Altun. tarafından bir suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu kişiler diğer isimlere ek olarak, 6 polis memurunun (Mustafa Sara, Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar, Ahmet Bereket ve Yakup Doğan) daha gözetim altındayken kendilerine kötü muamelede bulundukları yönünde şikayetçi olmuşlardır. 21 Şubat 1997 tarihinde İstanbul Savcılığı bu suç duyurusu hakkında herhangi bir işlem yapmamıştır. Öte yandan, başvuru sahipleri 5 Aralık 1997 tarihinde avukatlarının başvurusunu takiben Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başkanının verilen bu kararı iptal ettiğini bildirmişlerdir.

77. 4 Mart 1996 tarihinde hazırlanan bir iddianame ile savcılık beş polis memuru (Mustafa Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar ve Yakup Doğan) hakkında Sözleşme’nin 243. maddesini (bkz. aşağıdaki 96. paragraf) ihlal etmekten İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde cezai soruşturma açmıştır.

78. Dava ile ilgili, beş polis memurunun da katılmadığı, ilk oturum 26 Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi özellikle Mustafa Sara hakkında yasal takibat yapılmamasından şikayetçi olan başvuru sahiplerinin ifadelerini dinlemiştir. Buna ek olarak Bayan Öktem ifadesinde polis gözetimi altındayken uğradığı şiddet ve karnına aldığı çok sayıda darbe yüzünden bebeğini düşürdüğünü belirtmiştir. İzzet Tokur, Ebru Karahancı, Özgür Öktem ve İsmail Altun haricinde başvuru sahipleri Ceza Yasası’nın 365. Maddesi bağlamında (bkz. aşağıdaki 98. paragraf) davalara müdahil olarak katılmak üzere talepte bulunmuşlardır. Talepleri mahkeme tarafından kabul edilmiştir.

79. 7 Temmuz 1997 tarihinde başvuru sahiplerinden dokuzu (Zülcihan Şahin, Sinan Kaya, İsmail Altun, Müştak Erhan İl, Arzu Kemanoğlu, Okan Kablan, Devrim Öktem, Özgür Öktem ve Bülent Gedik) İstanbul Adliyesinde duruşmanın yapılacağı salona götürülürken güvenlik güçleri ile başvuru sahipleri arasından bir arbede yaşanmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi duruşmada hazır bulunan davalı polis memurları Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup, Mehmet A. Çavdar ve Yakup Doğan’ın ifadelerine başvurarak duruşmaya devam etmiştir. 

80. Duruşma esnasında başvuru sahipleri söz konusu polis memurlarını resmi olarak teşhis etmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi davalı polis memurlarının tutuklu yargılanmasına gerek görmemiş ve Mustafa Sara’nın yargılanıp yargılanmayacağına karar vermek üzere davayı ileri bir tarihe ertelemiştir.

81. 20 Ekim 1997 tarihli oturumda Bay Öktem (Bay ve Bayan Öktem’in babası) ve Bayan Karahancı deliller sunmuşlardır. Bayan Karahancı polis gözetimi altındayken sürekli olarak gözleri bağlı tutulduğu için kimseyi teşhis edemeyeceğini beyan etmiştir.

82. Davalılardan Ahmet Bereket’in ifadesi vekaleten alınmış ve 29 Temmuz 1997 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasına eklenmiştir.

83. 25 Aralık 1997 tarihli oturumda Ağır Ceza Mahkemesi A. Kılıç ve Ay. Ilıç adlı mağdurların adreslerinin tespit edilmesine ve dava dosyasına konulmak üzere ifadelerine başvurulmasına karar vermiştir.

84. 11 Mart 1998 tarihli oturumda Bay A. Tunga ifade vermiştir.

85. 7 Ocak 1998 tarihinde elde edilen ifadeler neticesinde savcı tarafından polis memuru Mustafa Sara’yı başvuru sahiplerine kötü muamelede bulunmakla suçlayan ek bir iddianame hazırlanmıştır.

86. 14 Nisan 1998 tarihinde Mustafa Sara’nın ifadesi de dava dosyasına eklenmiştir.

87. 21 Mayıs 1998 ile 25 Aralık 2002 tarihleri arasında Ağır Ceza Mahkemesi yaklaşık olarak 30 ayrı oturum gerçekleştirmiş ve bu esnada tanık olarak ifade vermelerini sağlamak üzere bir tanık ile bir mağdurun adreslerinin tespit edilmesi için karar almıştır. Her ne kadar başvuru sahiplerinin avukatları 24 Haziran 1999, 20 Kasım 2001 ve 23 Aralık 20001 tarihlerinde Ağır Ceza Mahkemesi’ni alakalı iki kişiye ait ifadeler alınmadan da davanın devam etmesi yönünde talepte bulundularsa da, 13 Şubat 2002 tarihine kadar mahkeme bu yöndeki taleplerine olumlu bir yanıt vermemiştir.

88. 17 Temmuz 2002 tarihli oturumda Mustafa Taner Paylaşan, Fatih Berkup ve Yakup Doğan’ı temsil eden avukat Ağır Ceza Mahkemesi’ne davadan feragat etmek istediğini bildirmiştir. Mahkemeye ayrıca Mehmet A. Çavdar’ın hayatını kaybettiği bilgisi de ulaştırılmıştır.

89. 1 Ekim 2002 tarihinde başvuru sahiplerinin avukatları Ağır Ceza Mahkemesi’ne zaman aşımı yüzünden tüm suçlamaların düşme tehlikesi karşısında uyarmış ve dava sürecinin hızlandırılması gerektiğini iletmişlerdir.

90. 20 Kasım 2002 tarihindeki oturumda Yakup Doğan bir avukat tutabilmesine için davanın bir süreliğine ertelenmesi talebinde bulunmuştur. Mustafa Sara duruşmalara katılmamasına gerekçe olarak bir sağlık raporu sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi davalılara savunma yapabilmeleri için ek süre tanımıştır. Ancak dava dosyasından Mustafa Sara’nın duruşmalara hiçbir zaman katılmadığı anlaşılmaktadır.

91. 25 Aralık 2002 tarihli bir oturumda savcı iddianamesini sunmuştur. Yaşamını yitirdiği için Mehmet A. Çavdar ve zaman aşımı nedeniyle de Mustafa Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan hakkındaki suçlamaların düşürülmesini talep etmiştir. Mustafa Sara ile ilgili olarak ise sadece Bülent Gedik’e işkence uyguladığı gerekçesiyle ceza verilmesini önermiştir. Mustafa Sara’nın diğer suçlamalardan berat etmesini talep etmiştir.

92. 5 Şubat 2003 tarihinde verdiği bir kararla Ağır Ceza Mahkemesi zaman aşımı nedeniyle davalı Mustafa Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan ile hayatını kaybetmiş olan Mehmet A. Çavdar hakkındaki suçlamaların düşürülmesi hükmünde bulunmuştur. Mustafa Sara’yı Bay Gedik ve Bayan Öktem’e işkence yapmaktan suçlu bulmuş ve iki sene hapse mahkum etmiştir. Aynı zamanda 6 ay boyunca kamu hizmetinden uzaklaştırılmasına da karar vermiştir. Ne var ki, diğer suçlamalardan beraat ettirmiştir.

94. Dava başvuru sahiplerince Temyiz Mahkemesi’ne götürülmüştür.

II. İlgili İç Hukuk ve Uygulamalar

A. Polis gözetimi altında tutulmaya ilişkin kurallar

95. Söz konusu dönemde varlığını sürdüren milli güvenlik mahkemelerine ilişkin 2845 sayılı yasanın ilgili 16. bendi bu mahkemelerin yetki alanına giren herhangi bir suça istinaden yakalanan birinin en geç 48 saat, bu suçun olağanüstü hal bölgesi dahilinde müştereken işlenmesi halinde ise 15 gün içinde hakim karşısına çıkarılmasını, tutuklunun hakim karşısına çıkması için gereken süre buna dahil değildir, şart koşmaktadır.

B. Kötü Muamelenin Soruşturulması

96. Türk Ceza Yasası’na istinaden, bir kamu görevlisinin bir kişiye işkence uygulaması ya da kötü muamelede bulunması suçtur (işkenceyle ilgili 243. madde ve kötü muameleyle ilgili 245. madde). Yetkililerin bu türden suçları meydana getiren eylem ya da ihmalkarlıklara ilişkin hazırlık mahiyetinde bir soruşturma yürütme yönündeki sorumlulukları Ceza Yasası’nın 151. ve 153. maddeleri tarafından düzenlenmiştir. Bu türden suçlar yetkililere ve güvenlik güçlerine olduğu kadar savcılık bürosuna da rapor edilmiş olabilir. Şikayetler yazılı ya da sözlü olarak gerçekleştirilebilir. Eğer şikayet sözlü olarak yapılmışsa, yetkilinin bunu kayda geçirmesi gerekir (151. madde).

Ceza Yasası’nın 235. maddesine göre görevi sırasında karşılaştığı ya da haberdar edildiği herhangi bir suç unsurunu polise ya da savcılığa bildirmeyi ihmal eden tüm kamu görevlileri hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir. Her ne şekilde olursa olsun bir suçun işlendiğine ilişkin şüphelerin uyanmasına yol açacak şartlarla karşılaşan savcı bir soruşturma açılıp açılmayacağını tespit etmek üzere gerçekleri sonuna dek araştırmakla yükümlüdür (Ceza Yasası’nın 153. maddesi).

97. Ceza Yasası’nın 102. maddesi uyarınca, 243. ve 245. maddelerle eşgüdümlü olmak üzere, kötü muamele ya da işkence suçlarına ilişkin savcılık 5 yıl içerisinde gerekli soruşturmayı açmakla yükümlüdür.

98. Ceza Yasası’nın 365. maddesi ayrıca dava boyunca mağdurların “müdahil taraf” sıfatıyla duruşmaları takip etmesine olanak tanıyan düzenlemeyi de içermektedir. Doğrudan mağdur olma hasbıyla müdahil taraf, daha önce herhangi bir mahkemeye başvuruda bulunmadığını ispatlamak kaydıyla, kendisine karşı işlenen suç neticesinde yaşadığı kayıpların telafisini talep edebilir. Başvuru sahiplerinin duruşmalara müdahil taraf olarak katılım talebinin kabul edilip edilmeyeceğine ise savcılık makamının iddianamesini inceledikten sonra hakim tarafından karar verilir (Ceza Yasası’nın 366. Maddesi). Duruşmalara müdahil olarak katılma talebi reddedilenler, örneğin savcılık tarafından, ise bu karara itiraz etmek üzere temyiz mahkemesine başvurabilirler (Ceza Yasası’nın 371. maddesi).

B. Cezai Suçlara İlişkin Hukuksal ve Yönetimsel Yükümlülükler

99. Borçlar Hukuku kapsamında yasadışı ya da haksız yollarla bir şekilde zarara uğratılan herkes uğradığı maddi zararın (41. ve 46. maddeler) ve manevi zararın (47. madde) tazmini için dava açma hakkına sahiptir. Davalının suçlu olup olmadığına ilişkin ceza mahkemesinin alacağı karar ya da elde ettiği bulgular hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı değildir (53. madde).

Ne var ki, devlet çalışanlarını ilgilendiren 657. madde’nin 13. bendine göre, kamu hukuku kapsamında hareket eden bir resmi görevlinin eylemleri neticesinde herhangi bir şekilde zarara uğrayan kimseler prensipte sadece doğrudan bu memur hakkında değil ama söz konusu memurun altında çalıştığı yetkililer hakkında da dava açabilir (Anayasa’nın 129. maddesinin 5. bendi ve Borçlar Kanunu'nun 55. ve 100. maddeleri). Yine de, bu kesin bir kural değildir. Haksız, adaletsiz yasadışı olan ve neticede de “idari bir eylem” ya da görev olma vasfını yitiren her girişime ilişkin olarak hukuk mahkemeleri, yetkili kişinin söz konusu memurun amiri olması vasfıyla müşterek sorumluluk taşıdığı gerçeğini göz ardı etmeden, verilen zarara ilişkin olarak memur hakkında soruşturma başlatabilir (Borçlar Hukuku’nun 50. maddesi).

D. Birleşmiş Milletler İstanbul protokolü

100. İşkencenin ve Diğer Vahşi, İnsanlıkdışı ya da Onurkırıcı Muamele ya da Cezalandırmaların Etkin Bir Şekilde Soruşturulması ve Belgelenmesine İlişkin Kullanım Kılavuzu (İstanbul Protokolü) 9 Ağustos 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne sunulmuştur. İstanbul protokolü akabinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Genel Kurul tarafından getirilen kimi önerilerin eşliğinde Birleşmiş Milletler tarafından da destek görmüştür. İşkencenin takip ve kovuşturulmasına yönelik olarak düzenlenmiş ilk rehber niteliği taşımaktadır. Protokol işkence gördüğünü ya da kötü muameleye maruz kaldığını iddia edenlerin tespit edilmesi, işkence şüphesi taşıyan davaların araştırılıp soruşturulması ve araştırma sonucunda ulaşılan bulguların ilgili yetkililere rapor edilmesine ilişkin çok açık ve pratik önergeler içermektedir.

İşkencenin, kötü muamelenin, diğer şiddete dayalı davranışların, insalıkdışı ya da onurkırıcı cezalandırma ya da eylemlerin etkin bir şekilde araştırılmasına ilişkin temel ilkeler Kullanım Kılavuzu’nun Ek Bölümü’nde bulunabilir. Aşağıda ilgili kısımlar alıntılanmıştır:

İşkencenin, kötü muamelenin, diğer şiddete dayalı davranışların, insalıkdışı ya da onurkırıcı cezalandırma ya da eylemlerin (bundan böyle işkence ya da diğer kötü muamele olarak adlandırılacaktır) etkin bir şekilde araştırılması ve belgelendirilmesinin amaçları şunlardır: Gerçeklerin sınıflandırılması ve mağdurlar ve ailelerine yönelik olarak bireysel ve devlet düzeyindeki sorumlulukların yerleştirilmesi ve tanınması; bu türden ihlallerin tekrarlanmasını önlemeye yönelik tedbirlerin tespit edilmesi; soruşturmalar neticesinde sorumlu bulunanlara yönelik kovuşturmaların açılması ya da gerektiğinde disiplin yaptırımlarının hızlandırılması; Devlet tarafından aralarında sağlık hizmetleri ve rehabilitasyon için adil ve yeterli bir finansal tazminattın sağlanmasının da yer aldığı kapsayıcı bir telafi ve tazmin ihtiyacının gereğinin benimsenmesi.

Devletler işkence veya kötü muameleye ilişkin şikayet ve raporların hızlıca ve etkin bir şekilde araştırılmasını güvence altına almakla yükümlüdürler. Şikayetlerin gerektiği hızda yapılamadığı durumlarda bile işkence veya kötü muamelenin gerçekleştiğine ilişkin başka göstergelerin olması halinde vakit kaybetmeden soruşturma açılmalıdır. Olası faillerden ve bunların çalıştıkları devlet dairelerinden bağımsız şekilde hareket etmesi gereken araştırmacılar hem tarafsız hem de konularında uzman olmalıdır. Uzman hekimler ve diğer uzmanlarla ortak soruşturma yürütebilecek sorumluklarla donatılmalı veya bu kişilere rahatlıkla erişebilecek konumda olmalıdırlar.

Araştırmadan sorumlu olan yetkililer soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürümesi için gerekli tüm bilgilere erişebilecek güç ve donanıma sahip olmalıdır. İşkence ya da kötü muamele uygulamakla suçlanan kişiler ister dolaylı isterse de dolaysız şekilde olsun şikayet sahipleri, tanıklar ve aileleri üzerinde olduğu kadar soruşturmayı yürütenler üzerinde de güç veya kontrol sağlayabilecekleri herhangi bir resmi pozisyondan derhal alınmalıdırlar.

İşkence veya kötü muamele gördüğünü iddia eden mağdurlar ve yasal temsilcileri düzenlenen tüm duruşmalardan haberdar edilmeli ve bunlara katılabilmeli, dahası soruşturmada elde edilen bulgulara erişebildikleri gibi yeni deliller de sunabilmelidirler.

Mantıklı bir süre içerisinde hazırlanan yazılı bir rapor soruşturmanın kapsamı, delil ve ifadeleri olduğu kadar gerçeklere ilişkin bulgularla ilgili yasalara dayanılarak ulaşılan sonuçlarla tavsiyelerin değerlendirilmesinde kullanılacak prosedür ve yöntemleri de içermelidir. Aynı zamanda meydana geldiği tespit edilen spesifik olayları ve bu türden bulguların dayandırıldığı delilleri de en ayrıntılı şekilde tarif etmeli ve can güvenlikleri açısından kimlikleri gizli tutulan tanıklar haricinde tanıkların isimlerinin bir listesini de içermelidir. Devlet mantıklı bir süre çerçevesinde soruşturma raporuna bir cevap vermeli ve yine ne türden tedbirler alınacağına ilişkin bilgi sağlamalıdır.

İşkence veya kötü muameleye ilişkin soruşturma dahilindeki tıp uzmanları her zaman için en yüksek etik standartlarına uygun şekilde hareket etmeli ve özellikle de herhangi bir tıbbi müdahale ya da inceleme yapmadan önce tarafların rızasını almalıdır. Muayene ve incelemeler tıp ilminin kurumsallaşmış, yerleşik standartlarına uygun olmalıdır. Muayeneler tıp uzmanlarının denetimi altında mahrem bir şekilde ve gizli ajanların ve diğer devlet görevlilerinin olmadığı bir ortamda gerçekleştirilmelidir.

Tıp uzmanı vakit kaybetmeden eksiksiz bir yazılı rapor sunmalıdır. Bu rapor aşağıdaki unsurları içinde barındırmalıdır:

(a) Sanığın adı ve muayeneye katılanların ona yakınlık dereceleri; sağlık kurumunun eksiksiz konumu, adresi, muayenenin yapılış tarihi, saati ve ortam koşulları (tam olarak hangi odada yapıldığı gibi bilgiler dahil olmak üzere), muayenenin nerede yapıldığı (örneğin, bir klinikte, evde) ve muayene esnasında muayene edilecek kişinin içinde bulunduğu şartlar (örneğin, gelişi ya da muayene sırasında herhangi bir kısıtlama yaşanıp yaşanmadığı, muayeneye güvenlik güçlerinin katılıp katılmadığı, mahkuma eşlik edenlerin tutumları, muayeneyi gerçekleştirecek kişiye yönelik tehditkar tutumların olup olmaması) ve diğer alakalı faktörler.

(b) Sanığın gördüğünü iddia ettiği işkence ve kötü muamele metotlarına, işkence ya da kötü muamelenin ne zaman gerçekleştiğine ve tüm fiziksel ve psikolojik şikayetlerine ilişkin ayrıntılı bir döküm.

(c) Teşhise dönük en uygun testleri ve elden geldiğinde tüm yaralanmalara ilişkin renkli fotoğrafları da içerecek şekilde kflinik muayene sonucunda bulunan tüm fiziksel ve psikolojik bulguların bir dökümü

(d) Fiziksel ve psikolojik bulgularla olası işkence veya kötü muamele arasında kurulabilecek olası ilişkiye dair bir değerlendirme. Gerekli görülen tüm tıbbi ve psikolojik tedavi ile daha kapsamlı bir muayenenin gerekliliğine ilişkin tavsiyeler.

(e) Rapor muayeneyi gerçekleştirenlerin açık kimliklerini içermeli ve ilgililerce imzalanmalıdır.

“Hiç kimse işkenceye ya da insanlıkdışı veya onurkırıcı muameleye maruz bırakılmamalıdır.”

YASA

I. Sözleşme’nin 3. maddesinin İhlali İddiası

101. Başvuru sahiplerinden 13 kişi, Bay Ulaş Batı, Bay Bülent Gedik, Bay Müştak Erhan İl, Bay Özgür Öktem, Bay Sinan Kaya, Bay İsmail Altun, Bay İzzet Tokur, Bay Okan Kablan, Bayan Devrim Öktem, Bayan Sevgi Kaya, Bayan Arzu Kemanoğlu, Bayan Zülcihan Şahin ve Bayan Ebru Karahancı, aşağıda içeriği verilen 3. maddenin ihlal edildiği yönünde iddialarda bulunmuşlardır:

“Hiç kimse işkenceye ya da insalıkdışı ya da onurkırıcı muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz.”

Polis Gözetiminde Yaşandığı İddia Edilen Kötü Muamele

110. Mahkeme başvuru sahiplerinin polis gözetimi altındayken aralarında iple asılma (Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, Okan Kablan, Devrim Öktem, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı); sürekli olarak dayak yeme (Ulaş Batı, Müştak Erhan İl, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı); tazyikli su sıkılması (Zülcihan Şahin, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Ebru Karahancı, İzzet Tokur ve İsmail Altun) ve falakaya yatırılmak (Özgür Öktem ve Sevgi Kaya) olmak üzere çok çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldıkları yönünde şikayette bulunduklarını tespit etmiştir. Başvuru sahipleri ayrıca uyumalarına izin verilmediğini, hakarete uğradıklarını ve ölümle veya tecavüzle tehdit edildiklerini de ifade etmişlerdir.

111. Başvuru sahipleri aynı zamanda kötü muameleyle ilgili iddiaları karşısında yetkililerin soruşturmayı yürütme biçimlerine ilişkin de eleştirilerde bulunmuşlardır.

112. Hükümet iddia edilen suçların işlendiğine dair nihai bir kararın yokluğu sebebiyle Mahkeme tarafından 3. maddenin herhangi bir şekilde ihlal edildiği sonucuna varılamayacağı iddiasında bulunmuştur.

113. Mahkeme, davaya ilişkin içtihat hukukuna dayanarak, elindeki tüm verilerin ışığında kendi değerlendirmelerini yapmakta serbest olduğunu yinelemiştir (bkz., mutatis mutandis, Selmouni-Fransa davası [GC], no. 25803/94, § 86, ECHR 1999‑V; ayrıca bkz. aşağıdaki 148. paragraf).

114. Mahkeme doktorlar tarafından hazırlanan sağlık raporlarının polis gözetiminde kaldıkları süre zarfında başvuru sahiplerinin ciddi yaralanma ve darba maruz kaldıklarını ispat ettiğini belirtmiştir; bu yaralanmaların başvuru sahipleri polis gözetimi altına alınmadan önce meydana gelmediği de özellikle vurgulanmıştır. Dahası, hem iç hukuk kapsamındaki cezai duruşmalar esnasında hem de Mahkeme tarafından sürdürülen duruşmalarda elde edilen ifade ve deliller başvuru sahiplerinin polis gözetimi altındayken şiddet içeren muamelelere maruz kaldıkları yönündeki iddialarını desteklemektedir.

Buna ek olarak, eldeki bulguların ışığında Mahkeme Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, Okan Kablan, Devrim Öktem, Arzu Kemanoğlu ve Ebru Karahancı vakalarında iple asılma; İsmail Altun, İzzet Tokur, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı vakalarında tazyikli suyla ıslatılma; Ulaş Batı, Müştak Erhan İl, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı vakalarında defaatle dayak yeme; Özgür Öktem ve Sevgi Kaya vakalarında ise falakaya yatırılma şeklinde olmak üzere başvuru sahiplerinin kötü muamele uygulamalarına maruz kaldıklarını kabul etmiştir. Benzer şekilde, başvuru sahiplerinin tutarlı ifadeleri ve eldeki bulguların ışığında, hakarete ve tacize uğradıkları, günlerce uyumalarına izin verilmediği ve her ne kadar sağlık muayenesinde fiziksel izleri çıkmayacak şekilde uygulanmış olsa da, ruhsal sağlıklarını bozacak şekilde fiziksel şiddete maruz kaldıklarını da kabul etmiştir.

115. Bir önceki paragrafta belirtilen bulgular göz önüne alınarak Mahkeme, özellikle bu türden muamelelerin tespitinin ne kadar zor olduğu gerçeğinden hareketle, fiziksel ya da psikolojik suiistimallere ilişkin şüphelerin doğruluğunun araştırılmasını gerekli görmemiştir.

116. İspat edilen kötü muamelelerin ciddiyeti düşünüldüğünde, Mahkeme bu bağlamdaki içtihat kararlarına dayanarak, (diğer otoritelerin yanı sıra bkz. Selmoni, yukarıda alıntılanmıştır, 96-97) belli bir kötü muamelenin işkence olarak değerlendirip değerlendirilmeyeceğini belirlemek üzere, 3. maddenin de ele aldığı şekilde, bu nosyon ile insalıkdışı ya da onurkırıcı muamele arasındaki ayrım üzerinde durulması gerektiğinin altını çizmiştir. Sözleşme’nin, bu ayrımdan hareketle, insanlıkdışı muamelenin çok ciddi ve telafisi zor acılar yaşattığını yansıtmak üzere özel bir bölüm içermesinin çok faydalı olacağı görülmektedir.

117. Bu bağlamda Mahkeme, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin Bülent Gedik ile Devrim Öktem’in maruz kaldığı muameleyi, hem söz konusu bu eylemlerin taşıdığı ciddiyet açısından ve hem de başvuru sahiplerinin işlediği iddia edilen suçlara ilişkin olarak onları itirafa zorlamak ya da onlardan bilgi almak üzere devlet memurları tarafından kasten işlendiği gerçeğinden hareketle (bkz. yukarıdaki 93. paragraf) işkence olarak sınıflandırdığına dikkat çekmiştir. Mahkeme Bülent Gedik ile Devrim Öktem davalarındaki bulgulardan şüphe etmeyi gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.

118. Diğer başvuru sahiplerine gelince, Mahkeme fiziksel acının varlığının ya da çekilen sıkıntıların sağlık raporlarında tespit edilen lezyon ve yaraların yanısıra başvuru sahiplerinin polis gözetimi altındayken maruz kaldıkları kötü muamele örnekleri tarafından da halihazırda zaten doğrulandığını beyan etmiştir (bkz. yukarıdaki 13-61 ve 93. paragraflar). Olayların gidişatı da söz konusu acı ve sıkıntıların, işledikleri varsayılan suçlara ilişkin kendilerinden bilgi almak ve onları itirafa zorlamak amacıyla kasten yaşatıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 

119. Şikayete söz konusu olan eylemler küçük düşürücü ve aşağılayıcı olmaları bakımından başvuru sahiplerinde korku, şiddetli ızdırap ve aşağılık duygusu uyandırmış ve olasılıkla da fiziksel ve manevi dirençlerini tamamen kırmıştır. Mahkeme, her ne olursa olsun, özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilerin aynı zamanda fiziksel baskı altında tutulmasının insan onurunu zedeleyici bir davranış olduğunu ve 3. madde ile belirlenen temel hakların ihlali anlamına geldiğini vurgulamıştır (bkz. yukarıda aktarılan Selmouni, 99).

120. Başvuru sahiplerinin maruz kaldığı “acı ya da ızdırap”ın “ciddi” olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı üzerinde durulması gereken bir konudur. Mahkeme, tıpkı 3. maddenin uygulanması için gereken “minimum ciddiyet”te olduğu gibi, “ciddi” teriminin doğası itibarıyla öznellik içerdiği görüşündedir; muamelenin süresi, fiziksel ya da ruhsal etkileri ve bazı durumlarda da mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu olmak üzere davaya ilişkin tüm diğer dışsal faktörleri de ilgilendirmektedir.

121. Mahkeme daha önce ele aldığı kimi davalarda sadece ve sadece işkence olarak tasnif edilebilecek kimi muameleler tespit etmiştir (bkz. Aksoy-Türkiye davası, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Karar ve Yargılara İlişkin Raporlar 1996‑VI, s. 2279, § 64; Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VI, s. 1891-92, §§ 83-84 ve 86; Selmouni, yukarıda aktarılan, § 105; ve Dikme-Türkiye davası, no. 20869/92, §§ 94-96, ECHR 2000‑VIII)

122. Söz konusu davada başvuru sahipleri, kesin bir şekilde, kaderlerine ilişkin belirsizliğin getirdiği süreğen bir fiziksel acı ve endişe durumuna ve polis gözetimi altında tutuldukları süre boyunca belli bir şiddete maruz bırakılmışlardır. Bu durum özellikle daha genç ve daha kırılgan başvuru sahipleri (Ulaş Batı ve Zühal Sürücü o esnada henüz 17 yaşındadırlar, Sinan Kaya ve Ebru Karahancı 18, Okan Kablan ile Sevgi Kaya ise 16 yaşındadırlar, Devrim Öktem is hamiledir) için geçerlidir.

Mahkeme bu türden bir muamelenin başvuru sahiplerinin işlediği iddia edilen suçlara ilişkin onları itirafa zorlamak ya da onlardan bilgi almak üzere devlet memurları tarafından kasten işlendiğine ilişkin kanaatini belirtmiştir.

123. Bu şartlar ışığında Mahkeme, bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve amaç ve süresi göz önüne alındığında başvuru sahiplerinin maruz bırakıldığı şiddet eylemlerinin kısmen de olsa ciddi ve acımasız yanlar taşıdığına ve çok “ciddi” acı ve ızdıraplara yol açabilecek kapasiteyi içinde barındırdığına kanaat getirmiştir. Bu şekilde yaklaşıldığında Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında bu muamelelerin işkence olarak değerlendirilebileceğini öne sürmüştür.

124. Bu açıdan 3. maddenin çok açık bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir.

D. Soruşturmanın Yeterliliği

125. Başvuru sahipleri ilgili yetkililerin kötü muameleyle ilgili şikayetlerine ilişkin olarak etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmediklerini iddia etmişlerdir. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.

126. Mahkeme başvuru sahiplerinin şikayetlerinin esas olarak Mahkeme’nin Sözleşme’nin 3. maddesi (bkz. yukarıdaki 123. paragraf) uyarınca sorumlu tuttuğu Devlet’in kötü muamele iddialarını layıkıyla ve yeterince soruşturmaması üzerinde yoğunlaştığına dikkat çekmiştir. Mahkeme aynı zamanda, 3. maddenin prosedür bakımından ihlalinin ilgili davanın özgün şartlarına bağlı olup olmayacağının tespitinin uygun ya da gerekli olup olmadığını ele aldığı İlhan-Türkiye davasına ([GC], no. 22277/93, §§ 92-93, ECHR 2000‑VII) göndermede bulunmaktadır.

127. Yukarıda bahsedilenlerin ışığında, Mahkeme bu şikayetleri Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamında ele almayı uygun görmüştür, Davaya ilişkin gerçeklerin anlamlandırılmasında tek yetkili olan Mahkeme için başvuru sahipleri ya da Hükümet tarafından yapılan nitelendirmelerin hiçbir bağlayıcılığı yoktur (bkz. mutatis mutandis, Guerra ve Diğerleri-İtalya davası, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-I, s. 223, §§ 44-45; Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca, bkz. ayrıca Aksoy, yukarıda aktarılan, s. 2287, § 98, ve Assenov I ve Diğerleri-Bulgaristan davası, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VIII, s. 3291, § 107; Mahkeme’nin kendi kararında Sözleşme’nin 13. maddesine referans verdiği bir dava örneği için, bkz. Büyükdağ-Türkiye davası, no. 28340/95, § 60, 21 Aralık 2000).

II. Sözleşme’nin 13. Maddesi’nin İhlaline İlişkin İddialar.

128. Başvuru sahiplerinden 13’ü (Ulaş Batı, Bülent Gedik, Müştak Erhan İl, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, İzzet Tokur, Okan Kablan, Devrim Öktem, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Zülcihan Şahin ve Ebru Karahancı) kötü muamele gördüklerine ilişkin şikayetlerinin yetkililer tarafından yeterince ve ciddi bir şekilde ele alınmadığını iddia etmişlerdir.

Sözleşme’nin 13. maddesi şöyle demektedir:

“Sözleşme’de belirtilen özgürlük ve hakları ihlal edilmiş olan herkesin gördüğü zarar, ihlalin resmi bir görev dahilinde çalışan kişilerce gerçekleştirilmiş olması durumunda dahi, ulusal bir yetkili merci tarafından etkin ve yeterli bir şekilde tazmin edilmelidir.”

129. Başvuru sahipleri sorumluları tespit edip onları adaletin önüne çıkarmak gibi bir amaç taşımaması hasebiyle soruşturma ve araştırmalar ile takip eden cezai kovuşturmanın yeterli ve kapsamlı olmadığını iddia etmektedirler.

Öncelikle, ilgili beş polis memurunun şikayetlerin iletilmesinden ancak bir yıl sonra hakim karşısına çıkarılmasından da anlaşılacağı üzere, soruşturma ivedilikle ve layıkıyla yürütülmemiştir. Benzer biçimde, Davanın ilk 3.5 yılı boyunca ancak 17 duruşma gerçekleştirilmiştir. Tanık ve davacılar son olarak 14 Eylül 1998 tarihinde dinlenmişledir. Bu tarihten sonra herhangi bir başka bir ifadeye başvurulmamış, dahası pek çok duruşma sadece tanık ve mağdurların adresinin tespit edilmesi gerekçesiyle bir sonraki tarihe ertelenmiştir.

130. Soruşturmanın etkin ve verimli olmadığına ilişkin bir başka delil ise işkence gören mağdurların kimliğini tespit edememesini gerekçe göstererek kimi suçlamalardan berat ettirilen polis memuru Mustafa Sara’nın Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalardan hiçbirine katılmamış olmasıdır.

131. Başvuru sahipleri soruşturmanın haklarındaki inkar edilemez delillere karşın işkenceden sorumlu olanların adaletin karşısını çıkarılması amacıyla tasarlanmamış olduğunu da iddia etmişlerdir. Soruşturmadaki boşluklar ve yeterli özenin gösterilmemiş olması işkenceden sorumlu olan polis memurlarının ceza almaktan rahatlıkla kurtulmalarına zemin hazırlayacak niteliktedir.

132. Aynı şekilde, benzer davalarda tazminat taleplerini değerlendiren hukuk mahkemeleri için ceza mahkemelerinin gerçeklere dayalı bulgularının bağlayıcı olması, işkence mağdurlarının bundan böyle tazminat haklarını garantiye alan Türk yasalarından yararlanırken özel kanunlara başvurmasını gerekli olmaktan çıkarmıştır. Ceza mahkemesinin işkence eylemi ile rapor edilmiş yaralanmalar arasında kesin bir bağlantı bulamadığı davalarda hukuk mahkemeleri tazminat hakkı vermeyi reddetmiştir.

A.Genel İlkeler

133. Mahkeme Sözleşme’nin 13. maddesinin iç hukuk düzenlemeleri ile ne ölçüde teminat altına alınıp alınmadığına bakılmaksızın, Sözleşme’nin haklar ve özgürlüklerle ilgili çok temel unsurlarının hayata geçirilmesinde ulusal düzeyde bir tazminin garanti altına alınmasını şart koşmaktadır 13. madde dahilindeki yükümlülüklerin kapsamı başvuru sahibinin şikayetinin niteliğine göre değişiklikler göstermektedir.

Herhangi birinin Devlet görevlilerinin gözetimi altındayken işkence gördüğü şeklinde tartışmalı bir iddiada bulunduğu hallerde “etkin tazmin” anlayışı devreye sokulmalı, buna ek olarak iç hukukun izin verdiği ölçüde gerekli tazmin yolları açılmalı, kapsamlı ve etkin bir soruşturma başlatılmalıdır. Bu amaçları hedefleyen türden bir soruşturma içinde bulunulan şartlara göre değişiklik göstermektedir. Herhangi bir şikayetin bulunmaması halinde dahi, işkence ya da kötü muameleye ilişkin elde çok sarih göstergelerin mevcut olması halinde derhal bir soruşturma başlatılmalıdır (bkz. diğer otoritelerin yanısıra, Özbey- Türkiye davası (Aralık), no. 31883/96, 8 Mart 2001; ayrıca bkz. İstanbul Protokolü, yukarıdaki 100. paragraf). Yetkililer işkence gören mağdurların özellikle kırılgan ve hassas durumda oldukları ve çok ciddi kötü muameleye maruz kalan kişilerin genellikle bir şikayette bulunmak konusunda isteksiz ya da çekingen olacakları gerçeğini mutlaka göz önüne almalıdırlar (bkz. Aksoy, yukarıda aktarılan, s.2286-87, 97-98).

134.Soruşturma hem uygulama hem de yasal açıdan “etkili” olmalıdır ve davalı konumundaki Devlet için çalışan yetkililerin müdahale ya da ihmalkarlıkları neticesinde adalet hiçbir şekilde sekteye uğratılmamalıdır. (bkz. Aksoy, yukarıda aktarılan, s.2286, 95 ve Aydın, yukarıda aktarılan, s.1895-96-103). Soruşturma sorumlu olanların teşhis edilmesi ve cezalandırılması için gerekli adımların atılmasını sağlayabilmelidir (bkz. Aksoy, yukarıda aktarılan, s. 2287, 98)

Aksi halde işkence ve insanlıkdışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmalara ilişkin genel kanuni yasaklar, barındırdıkları çok temel öneme rağmen, pratikte son derece etkisiz hala gelebilir ve Devlet adına çalışanların, belli şartlar altında, kontrolleri altında bulunanların haklarını herhangi bir ceza alma korkusu duymaksızın ihmal etmesine yol açabilir (bkz. Labita-İtalya davası [GC], no. 26772/95, § 131, ECHR 2000‑IV)

Gerçekte, bu mutlak olmaktan çok şartlara bağlı bir yükümlülüktür. Mahkeme polis gözetimi altındayken işkence görüldüğüne yönelik iddiaların mağdurun dış dünyadan tamamıyla izole edilmesi, kendisine destek olabilecek ve gerekli belge ile delilleri toplayabilecek doktor, avukat, aile üyeleri ya da dostlarına erişiminin olmaması halinde mağdur tarafından ispat edilmesinin son derece güç olduğunu tespit etmiştir (bkz..Aksoy yukarıda aktarılan, s. 2286, 97).

Yetkililer olayla bağlantılı ne kadar delil varsa elde etmek üzere tüm adımları atmalıdır; bunlar arasında mağdurun iddialarıyla doğrudan ilgili detaylı ifadesi, görgü tanıklarının ifadeleri, adli tıptan alınacak deliller ve uygun olan durumlarda ise yaralama ve darba ilişkin eksiksiz kayıtları gösteren sağlık raporları yer alır. Ayrıca başta yaralama ile darbın sebeplerine ilişkin olmak üzere tıbbi bulguların objektif bir analizini elde etmenin yollarını da aramalıdır. Soruşturma sürecinde yaralanmaların sebeplerini veya sorumlu olanların kimliklerini ortaya koyacak girişim ve becerileri sekteye uğratacak herhangi bir yetersizlik ve noksanlık hali bu standardın gerisine düşülmesine sebep olacaktır.

135. Devlet görevlileri tarafından işkence veya kötü muameleyle ilgili olarak yapılacak bir soruşturmanın etkili ve verimli olabilmesi için genel kural soruşturmalardan sorumlu olanların ve soruşturmayı yürütenlerin olaylara dahil olan hiç kimseyle doğrudan bir bağlantıya sahip olmamasıdır (mutatis mutandis, Güleç-Türkiye davası, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, s. 1733, §§ 81-82, ve Oğur-Türkiye davası [GC], no. 21594/93, §§ 91-92, ECHR 1999‑III). Bu durum, hiyerarşik ya da kurumsal herhangi bir bağlantının olmamasının yanı sıra soruşturmayı yürütenlerin uygulamada her açıdan bağımsız olmasını da gerekli kılar (bkz. mutatis mutandis, Ergi-Türkiye davası, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, pp. 1778-79, §§ 83-84, ve Hugh Jordan-İngiltere davası, no. 24746/94, § 120, 4 Mayıs 2001).

136. Bu bağlamda ivedilikle ve mantıklı bir süre içerisinde hareket etmenin ne kadar elzem olduğu tartışma götürmeyecektir. Kötü muamele iddialarını araştırmaya yönelik olarak yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi toplumun yasalara uyması ve saygı göstermesini sağlayacak toplumsal güveni tesis etmek ve kanundışı girişim ya da eylemlerin hoşgörüyle karşılandığı ya da bunlara göz yumulduğu şeklindeki bir algılanmayı önlemek açısından hayati önemdedir (bkz. Diğer otoritelere ek olarak, Indelicato-İtalya davası, no. 31143/96, § 37, 18 Ekim 2001, ve Özgür Kılıç-Türkiye davası (Ara.), no. 42591/98, 24 Eylül 2002).

Belli bir durumdaki soruşturmanın gelişip ilerlemesinin önünde kimi zorluk ya da engeller ortaya çıksa bile, yetkililerin kamuoyunun yasalara olan güvenini muhafaza etmek ve kanundışı girişim ya da eylemlere müsamaha gösterildiği ya da göz yumulduğu izlenimini uyandırmamak için ivedilikle bir soruşturma açması son derece önemlidir (bkz. mutatis mutandis, Paul ve Audrey Edwards-İngiltere davası, no. 46477/99, § 72, ECHR 2002‑II).

137. Aynı sebeplerle, hem uygulamada hem de teoride hesap sorulabilirliği güvence altına almak adına soruşturmaya ya da sonuçlarına ilişkin çok sıkı bir kamuoyu denetiminin varlığı da elzemdir. Kamuoyu denetiminin derecesi vakadan vakaya değişiklikler gösterebilir. Ne var ki, her durumda davacılara soruşturma sürecine aktif bir şekilde katılma hakkı sağlanmalıdır (bkz. Aksoy, yukarıda aktarılan, s. 2287, § 98, ve Büyükdağ, yukarıda aktarılan, § 67).

A. Yukarıdaki İlkelerin mevcut davalara uygulanması

138. Eldeki delillerin ışığında Mahkeme 3. madde bağlamında davalı Devlet’in sorumluluğunun başvuru sahiplerine uygulanan işkence yüzünden birbiriyle çatıştığını tespit etmiştir (yukarıdaki 123. paragrafa bakınız). Başvuru sahiplerinin şikayetleri 13. maddenin amaçları doğrultusunda “tartışmaya açıktır.” Bu bakımdan yetkililer yukarıda sayılan yükümlülük ve gereklilikleri yerine getirmek üzere etkili bir soruşturma başlatmak ve sürdürmekle yükümlüdürler.

139. Mahkeme başvuru sahiplerinin şikayetlerinin incelendiğini ve Temyiz Mahkemesi’nde açılan davanın görülmeye başlandığını tespit etmiştir. Mahkemenin görevi bu bakımdan soruşturmanın ve takip eden cezai duruşmanın layıkıyla ve en önemlisi de “etkin bir şekilde” yürütülüp yürütülmediğine karar vermek olacaktır.

140. Başvuru sahipleri soruşturmanın pek çok eksik yönleri olduğunu savunmuşlardır.

1. Soruşturmanın var olduğu iddia edilen eksiklikleri

141. Başvuru sahipleri soruşturmanın etkin bir şekilde yürütüldüğünün söylenemeyeceğini, zira Mustafa Sara adlı polis memurunun bir kez bile olsun Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalara katılmadığını, işkence görenlerden bazıları tarafından teşhis edilemediği için kimi suçlamalardan beraat ettiğini öne sürmüşlerdir.

142. Mahkeme suçlanan iki polis memuru Mustafa Sara ile Ahmet Bereket’in ifadelerinin yazılı olarak alındığını ve her iki davalının da İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalara katılmadığını tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki 82, 86 ve 90. paragraflar). Bu bağlamda, davalara katılmaması nedeniyle mağdurların onunla yüzyüze gelme fırsatını asla bulamadığı gerçeği gözardı edilerek, Zülcihan Şahin, Sevgi Kaya, Okan Kablan, Arzu Kemanoğlu, Müştak Erhan İl, Ulaş Batı, İzzet Tokur ve Sinan Kaya’ya işkence uygulamakla suçlanan Mustafa Sara’nın sırf teşhis edilemediği gerekçesiyle beraat etmesi pek mantıklı görünmemektedir.

143. Mahkeme aynı zamanda vücutlarındaki yaraların ne sebeple oluştuğunu incelemek üzere (bkz. yukarıdaki 19, 23 ve 46. paragraflar) doktorlar tarafından Bülent Gedik, Müştak Erhan İl ve Arzu Kemanoğlu için istenen ek sağlık muayenelerinin asla gerçekleştirilmemiş olmasını ve ne savcının ne de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu durumu düzeltmek üzere herhangi bir adım atmamasını da temkinlikle karşılamaktadır. Aynı şekilde, söz konusu davalarda ek sağlık muayenesi taleplerinin gerçekleştirilmemesinin neticesi olarak Bülent Gedik, Müştak Erhan İl ve Arzu Kemanoğlu’nun gözetim altındaki kişilerin sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğinin de altını çizmiştir. Mahkeme’ye göre bu durum soruşturma dahilinde kimi ihlallerin yaşanmasına yol açtığı gibi “insanlıkdışı ve onurkırıcı muameleye” göz yumulmasına da meydan vermiş olabilir (bkz. Algür-Türkiye davası, no. 32574/96, § 44, 22 Ekim 2002).

144. Yukarıdaki bulguların ışığında Mahkeme bu iki eksikliğin soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmesini tehlikeye attığını tespit etmiştir.

2. Soruşturmanın ivedilikle ve özenle ele alınmadığı iddiaları ve davalıların beraat etmesi

145. Mahkeme hem soruşturma hem de duruşmaların son derece yavaş işlediğine dikkat çekmiştir: Olayların yaşanmasından bu yana geçen sekiz yılın ardından polis memurlarına yönelik olarak açılan dava Temyiz Mahkemesi’nde hala sürmektedir.

4 Mart 1997 tarihinde, yani mahkemeye şikayet başvurusunun yapılmasından bir yıl sonra, İstanbul Savcılığı başvuru sahipleri gözetim altındayken görev başında olan beş polis memuru hakkında bir ceza davası açmıştır. İki yıl sonra altıncı bir polis memuru daha işkence uyguladığı suçlamasıyla dava dosyasına eklenmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mayıs 1998 tarihine kadar ana tanıkların ve sanıkların ifadelerini dinlemiştir. Ancak 21 Mayıs 1998 ile 25 Aralık 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilen yaklaşık 30 duruşma boyunca iki tanığın mahkemeye getirilmesi bir türlü sağlanamamıştır. 21 Mayıs 1998 tarihinden tam 3 yıl 9 ay sonra, 13 Şubat 2002 tarihinde, ki bu tarihe kadar temel ifadeler zaten almış bulunmaktaydı, mahkeme bu kişilerin ifadelerinin geçersiz kabul edilmesine karar vermiştir. Bunun ardından büyük ölçüde sanıkların avukatlarının davadan çekilmesi sebebiyle duruşmalar biraz daha uzamıştır (bkz. yukarıdaki 73 ve 93. paragraflar).

5 Şubat 2003 tarihinde, davanın açılmasından yaklaşık olarak 6 yıl ve 11 ay sonra, mahkeme zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle Mustafa Taner Paylaşan, Ahmet Bereket, Fatih Berkup ve Yakup Doğan hakkındaki suçlamaları düşürmüştür ve yaşamını yitirmiş olması nedeniyle Mehmet A. Çavdar hakkındaki dosyayı da kapatmıştır. Mustafa Sara’yı Bülent Gedik ve Devrim Öktem’e işkence uygulamaktan iki sene hapis cezasına çarptırmış ve 6 ay kamu hizmetinden men etmiştir. Diğer suçlamalardan beraatine karar vermiştir. Ne var ki, bu dava kapsamında cezaya çarptırılan tek kişi olan Mustafa Sara cezasının kesinleşmesini takip eden 5 yıl içerisinde zaman aşımını gerekçe göstererek davanın son kez görülmesini talep edebilecektir (bkz. yukarıdaki 97. paragraf).

146. Mahkeme iç hukuk mekanizmalarının işkence ve kötü muamele uygulamakla yargılanan devlet çalışanlarının dava zaman aşımına uğramadan önce doğru dürüst bir şekilde yargılanmasını temin edememesini kabul edilemez bulmaktadır.

147. Duruşmaların görülmesinde yaşanan bu elle tutulur gecikme ve aksaklıkların ışığında Mahkeme, şiddet uygulamakla suçlanan isimlerin aleyhlerindeki somut çok sayıda delilin varlığına karşın herhangi bir ceza almadan kurtulmaları gerçeği göz önüne alındığında, Türk yetkililerin ivedilikle ve mantıklı bir zaman içerisinde harekete geçemediğini tespit etmiştir.

2. Sonuç

148. Sonuç olarak, gerekli ivedilik ve özenin gösterilmediği ve yukarıda belirtilen kusur ve eksikliklerden muzdarip olan soruşturma neticesinde şiddet uyguladığı şüphesiyle kovuşturulan kişiler herhangi bir ceza almamış ve yasal tazmin yolu kapanmıştır. Bu ise başvuru sahiplerinin yaşadıkları hak ihlalleri karşısında gerekli telafi ve tazmin yollarını bulamaması neticesinde iç hukuk mekanizmalarının söz konusu davada yetersiz kalmasını beraberinde getirmiştir.

Yukarıdaki bilgilerin ışığında başvuru sahiplerinin bu bağlamda geçerli olan ilgili tazmin yasal unsurlarından yararlanamadıkları da ortaya çıkmıştır (bkz. yukarıdaki 104 ve 112. paragraflar).

149. Sözleşme’nin 13. maddesinin açıkça ihlal edildiği görülmüştür.

BU SEBEPLERDEN YOLA ÇIKARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE

Bay Ulaş Batı, Bay Bülent Gedik, Bay Müştak Erhan İl, Bay Özgür Öktem, Bay Sinan Kaya, Bay İsmail Altun, Bay İzzet Tokur, Bay Okan Kablan, Bayan Devrim Öktem, Bayan Sevgi Kaya, Bayan Arzu Kemanoğlu, Bayan Zülcihan Şahin ve Bayan Ebru Karahancı’nın gördüğü muamele neticesinde Sözleşme’nin 3. maddesinin

Bay Ulaş Batı, Bay Bülent Gedik, Bay Müştak Erhan İl, Bay Özgür Öktem, Bay Sinan Kaya, Bay İsmail Altun, Bay İzzet Tokur, Bay Okan Kablan, Bayan Devrim Öktem, Bayan Sevgi Kaya, Bayan Arzu Kemanoğlu, Bayan Zülcihan Şahin ve Bayan Ebru Karahancı’nın gördüğü muamele neticesinde ise Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kararını almıştır.

Dosya Fransızca olarak ve 3 Haziran 2004 tarihinde Kurallar Mahkemesi’nin 77-2 ve 3 Nolu Kurallarına uygun şekilde kaleme alınmıştır. 

Søren Nielsen

Christos Rozakis

Memur

Başkan

 

 

 

 

    

"AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi" projesi 2012-2013 yıllarında Almanya Büyükelçiliği Ankara, 2014-2015 yılları için de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile İngiltere Büyükelçiliği Ankara tarafından desteklenmektedir. 

Web sitesinin Avrupa Birliği'nin ve diğer fon sağlayıcıların resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.