Oya Ataman Kararı

Avrupa Konseyi İzleme:
 
İHOP İzleme:

 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ OYA ATAMAN - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:74552/01)
KARAR
STRAZBURG
5 ARALIK 2006
NİHAİ KARAR: 5 MART 2007
 
 
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (74552/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Oya Ataman’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mart 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. 
2. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından G. Şan tarafından temsil edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti Mahkeme önünde görülecek dava için bir temsilci tayin etmemiştir. 
3. Mahkeme, 8 Mart 2005 tarihinde, başvurunun kısmen kabul edilemez olduğunu beyan etmiş ve Sözleşme’nin 3. ve 11. maddeleri kapsamında dile getirilen şikayetleri devlete iletmeye karar vermiştir. Sözleşme’nin 29/3. Maddesinin hükümlerine göre, başvurunun esas ve kabul edilebilirlik yönünden birlikte incelenmesine karar vermiştir. 
 
OLAYLAR
 
4. 1970 doğumlu başvuran Oya Ataman, İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, avukat ve İnsan Hakları Derneği’nin bir üyesi olarak, 22 Nisan 2000 tarihinde, İstanbul Sultanahmet Parkı’nda, F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla basın açıklaması ile sona eren bir yürüyüş düzenlemiştir. 
6. Öğle saatlerine doğru, İstanbul İnsan Hakları Derneği Başkanı avukat Eren Keskin ile birlikte başvuran yönetiminde 40-50 kişilik bir grup, ellerinde pankartlarla toplanmışlardır. Polis, izinsiz gösteri yaptıkları ve kamu düzenini bozdukları gerekçesiyle, hoparlörle kalabalığa dağılması yönünde uyarıda bulunmuştur. 
7. Grup, yapılan uyarıları dinlemeyerek, güvenlik güçlerine rağmen yürüyüşlerine devam etmiştir. Güvenlik güçleri, göstericileri “biber gazı” olarak adlandırılan göz yaşartıcı sprey kullanarak dağıtmış, aralarında başvuranın da yer aldığı otuz dokuz kişiyi gözaltına alarak, karakola götürmüştür.
8. Kimliği doğrulandıktan sonra, mesleği göz önünde bulundurulan başvuran, 12:45’te serbest bırakılmıştır. 
9. Başvuran, 26  Nisan 2000 tarihinde,  Beyoğlu  Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve ilgili polisler hakkında, “biber gazı” kullanarak kendilerine kötü muamelede bulundukları, yasadışı olarak gözaltına aldıkları ve gösteri sonunda yapılacak basın açıklamasına engel oldukları gerekçeleriyle, şikayet başvurusunda bulunmuştur. 
10. Cumhuriyet Savcısı, 29 Haziran 2000 tarihinde, suç oluşturan unsurların yokluğu nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir. 
11. Başvuran,  bu  karara  karşı,  25  Temmuz   2000  tarihinde,  Beyoğlu  Ağır  Ceza Mahkemesi’ne giderek itirazda bulunmuştur. 
12. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 2000 tarihinde, takipsizlik kararını onamıştır.
 
II. İLGİLİ MEVZUAT VE UYGULAMA 
 
A. Toplanma özgürlüğüne ilişkin iç mevzuat
I. Anayasal güvenceler
 
13. T.C Anayasanın 34. Maddesi
MADDE 34- (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,  millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
II. Toplantı ve Gösteri Yasası
14. Mevcut durumda 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasının 10. Maddesi aşağıdaki gibi düzenlenmiştir:
Bildirim verilmesi
Madde 10 – (Değişik: 3/8/2002-4771/5 md.) Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilir.
Bu bildirimde;
a) Toplantının amacı,
b) Toplantının yapılacağı yer, gün, başlayış ve bitiş saatleri,
c) Düzenleme kurulunun başkan ile üyelerinin açık kimlikleri, meslekleri ikametgahları ve varsa çalışma yerleri,
Belirtilir ve bildirime yönetmelikte gösterilecek belgeler eklenir.
Bu bildirim karşılığında gün ve saati gösteren alındı belgesi verilmesi zorunludur.
Bu bildirim, valilik veya kaymakamlıkça kabul edilmez veya karşılığında alındı belgesi verilmez ise keyfiyet bir tutanakla tespit edilir. Bu halde noter vasıtasıyla ihbar yapılır. İhbar saati bildirimin verilme saati sayılır.
Aynı yerde, aynı gün toplantı yapmak üzere ayrı ayrı düzenleme kurullarınca bildirim verilmişse ilk verilen bildirim geçerlidir. Diğerlerine durum hemen yazılı olarak bildirilir.
15. Aynı yasanın 22. bölümü
 Yasak yerler
Madde 22 – Genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.
 Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur. 
 
B. Venedik Komisyonunun Görüşü
16. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), 64. genel kurul toplantısında (21-22 Ekim 2005), kitlesel gösterilerin düzenlenmesine yönelik toplantı özgürlüğü hakkında AGİT/ODIHR tarafından yayımlanan kanun hazırlama kılavuzunu yorumlayan bir görüş kabul etmiştir. Kamusal alanda yapılacak gösterilerin önceden bildirilmesi konusu başta olmak üzere, bu alandaki yaklaşımlarını ortaya koymuştur.
“Barışçıl gösterilerin önceden bildirimini öngören bir rejim tesis etmek bu hakkın mutlaka ihlal edildiği anlamına gelmez. Hatta, birkaç Avrupa ülkesinde bu türden rejimler bulunmaktadır. Önceden bildirim yapılması, polisin ve başka yetkililerin toplantı ve gösterinin gerçekleşmesini sağlamaları için ve kendilerine verilen birtakım meşru yetkileri (örneğin, trafik akışını sağlamak gibi) toplantı veya gösteriyi engellemek amacıyla kullanmamaları için belli toplantı ve gösteriler söz konusu olduğunda bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır, örneğin, otobanda bir gösteri yürüyüşü veya bir meydanda toplantı yapılması planlandığında.”
Ne var ki, Venedik Komisyonu, önceden bildirim rejiminin barışçıl toplantı yapma hakkını hiçbir koşulda -örneğin, aşırı ayrıntılı ve karmaşık şartlar koşmak veya aşırı külfet getiren prosedürler dayatmak suretiyle-  dolaylı olarak sınırlandırmaması gerektiğini açıkça vurgulamıştır (Görüşün 30. paragrafı). 
 
C. Göz yaşartıcı Gaz kullanımına ilişkin uluslararası düzenlemeler
17. Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili 13 Ocak 1993 tarihli Sözleşme’nin (Kimyasal Silahlar Sözleşmesi) 1/5. Maddesi uyarınca, taraf devletler toplumsal olayları denetim altında tutmakta kullanılan gereçleri bir savaş yöntemi olarak kullanmamayı taahhüt eder. Göz yaşartıcı gaz veya başka bir ifadeyle “biber gazı” kimyasal silah olarak görülmemektedir (Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, yasaklanan kimyasal ürünlerin listesinin yer aldığı bir Ek içermektedir). Bu türden yöntemlerin, iç ayaklanmaların bastırılması da dahil olmak üzere, kolluk görevlerini yerine getirmek amacıyla kullanılmasına izin verilmektedir (Madde 2/9). Kimyasal Silahlar Sözleşmesi kamu düzeninin sağlanmasında hangi devlet organlarının görevli olacağına ilişkin de bir şey söylemez. Bu konu ilgili egemen devlete bırakılmıştır. 
Kimyasal Silahlar Sözleşmesi Türkiye’de 11 Haziran 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
18. “Biber gazı” kullanımının, solunum problemleri, mide bulantısı, kusma, solunum yolu iritasyonu, gözyaşı kanalı ve göz tahrişi, spazm, göğüs ağrısı, deri yangısı veya alerji gibi etkilere yol açabileceği kabul edilmektedir. Kuvvetli dozlarda, solunum yollarında ve sindirim borusunda doku ölümüne, akciğer ödemine veya iç kanamaya (böbrek üstü bezi kanaması) neden olabilmektedir. 
 
III. HUKUK AÇISINDAN
 
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
19. AİHM, tarafların iddiaları ışığında başvurunun esastan incelenmesi gereken ciddi maddi ve hukuki sorunları ortaya çıkardığına kanaat getirmektedir. Buradan, AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği ortaya çıkmaktadır.   Başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesini ortaya çıkarmayan AİHM, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
 
II. AİHS’NIN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 
20. Başvuran, gösteri yapan grubu dağıtmak için gözyaşı ve solunum güçlüğü gibi fiziksel sıkıntılara neden olan “biber gazı” olarak da adlandırılan göz yaşartıcı spreyinin kullanılmasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.
21. Hükümet, göstericilerin dağıtılması için  kullanılan gazın sağlık gerekliliklerine ve uluslararası  sözleşmelere  uygun  olduğunu  belirtmektedir.  Hükümet,  “biber  gazı”  olarak bilinen Oleo-resin Capsicum (OC)’nin sözkonusu olduğunu açıklamakta ve bu ürün hakkında bilirkişi raporu sunmaktadır. Ayrıca Hükümet, başvuranın gazın neden olduğu olası rahatsızlıklarını ortaya koymak için hiçbir sağlık raporu sunmadığına dikkat çekmektedir.
22. Başvuran Hükümet’in savına itiraz etmektedir.
23. AİHM, yerleşik içtihadına göre AİHS’nin 3. maddesi alanına girmek için kötü muamelenin asgari ciddiyet seviyesine ulaşmış olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir muamele 3. madde uyarınca, uzun süre kasıtlı olarak uygulandığı ve fiziksel ya da ruhsal derin acılara ve bedensel lezyonlara neden olduğu takdirde “insanlık dışı” olur. Ayrıca, bir muamelenin 3. madde uyarınca “onur kırıcı” olup olmadığını araştırırken, AİHM,  amacın ilgili kişiyi küçük düşürmek ve aşağılamak olup olmadığını ve etkileri ile birlikte değerlendirilen tedbirin, 3. madde ile bağdaşmayan bir şekilde ilgilinin kişiliğine zarar verip vermediğini inceleyecektir (Bkz. diğerleri arasında, Kudla-Polonya, no: 30210/96).
24. AİHM, yerleşik içtihadı ışığında olayları inceleyecektir (Bkz. diğer birçok karar arasında, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998, Selouni-Fransa, no: 25803/94, Raninen-Finlandiya, 16 Aralık 1997 tarihli karar, V.c.-Birleşik Krallık, no: 24888/94, Chahal- Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli karar, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar ve Labita-İtalya, no: 26772/95).
25. Öncelikle AİHM, “biber gazı spreyinin” kullanılması sorununa eğilmektedir. AİHM Avrupa Konseyi ülkelerinin, taşkınlık durumunda göstericileri kontrol etmek, hatta dağıtmak için kullanılan bu gazın, Kimyasal Silah Sözleşmesi’nin (CAC) ekinde belirtilen toksik gazlar arasında yer almadığını gözlemlemektedir. Ancak AİHM, biber gazının kullanıldığında, solunum, mide bulantısı kusma, solunum yollarının tahriş olması, gözlerde tahriş, kaşınma, göğüs  ağrıları,  dermatit  yada  alerji  sorunları  gibi  sıkıntılara  neden  olabileceğini  not etmektedir.
26. Ancak AİHM,  başvuranın gaza maruz kaldıktan sonra olabilecek tehlikeli etkileri ortaya koymak amacıyla hiçbir sağlık raporu sunmadığını tespit etmektedir. Yakalandıktan çok az bir süre sonra serbest bırakılan ilgili, bir doktor tarafından muayene edilmesine çalışmamıştır (Kılıçgedik-Türkiye, no: 55982/00). Kısaca AİHS’nin 3. maddesine aykırı muamele iddialarını destekleyici hiçbir delil unsuru ya da delil başlangıcı oluşturabilecek bir belge bulunmamaktadır.
27. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
 
III. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
 
28. Başvuran, gösterinin ve gösteriden sonra yapılması öngörülen basın açıklamasının polisler tarafından engellendiğinden dolayı, ifade ve dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal edilmesinden şikayetçi olmaktadır.
29. AİHM, başvurunun kısmi kabul edilebilirlik kararında, bu şikayetleri AİHS’nin 11. maddesi açısından incelemeyi öngördüğünü hatırlatmaktadır.
30. Hükümet, söz konusu toplantının, yetkili makamlara bildiri tebliğ edilmeden yasadışı olarak düzenlendiğini ileri sürmektedir. Hükümet, 11. maddenin ikinci paragrafının kamu düzenini bozmayan toplantılar yapma hakkına sınırlama getirdiğini hatırlatmaktadır.
31. AİHM, başvuranın toplantı yapma hakkına müdahalenin varlığı hakkında bir itirazın bulunmadığını belirtmektedir. Bu müdahalenin, gösteri yapma ve toplantılara ilişkin 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi gibi yasal dayanağı bulunmakta ve böylece AİHS’nin 11§2 maddesi  uyarınca  “kanun  tarafından  öngörülmekte”dir. Geriye  müdahalenin  meşru  amaç güdüp gütmediği ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu kalmaktadır.
 
1. Meşru amaç
 
32. Hükümet, müdahalenin, diğerlerinin arasında, düzenin korunması ve başkalarının hakları gibi meşru amaçlar güttüğünü savunmaktadır.
33. AİHM, dava konusu tedbirin 11. maddenin ikinci paragrafı uyarınca, düzenin korunması ve başkalarının haklarının korunması, özellikle hiçbir güçlükle karşılaşmadan halk içinde dolaşma hakkı gibi meşru amaçların en az ikisini hedeflediğinin düşünülebileceğine kanaat getirmektedir.
 
2. Demokratik toplumda gerekli olma
 
34. Hükümet’e göre başvuran kamuya açık bir alanda önceden bildirmeden ve ilgili iç mevzuata aykırı olarak yapılan bir gösteriye katılmıştır. Hükümet ayrıca diğer göstericilerle birlikte başvuranın dağılma emrine uymadığını not etmektedir. Bu koşullarda ve konu hakkında Devletlere tanınan takdir payını gözönünde bulundurarak, Hükümet, kalabalık bir saatte parkın içinde bulunan halk arasında tedirginlik yaratma riskinin ve göstericilerin karşı koymasının dava konusu toplanan grubun dağıtılmasını haklı kıldığına kanaat getirmektedir. Hükümet’e göre, polislerin müdahalesi AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca gerekli bir tedbirdi.
35. Başvurana göre polis, toplantının kamu düzenini bozduğu bahanesiyle bildirinin halka okunmasını beklemeden müdahale etmiştir.
36. AİHM öncelikle, 11. maddeye ilişkin içtihadından çıkan temel ilkelere atıfta bulunmaktadır (Bkz.  Djavit  An-Türkiye, no:  20652/92, Piermont-Fransa, 27  Nisan  1995 tarihli karar ve Plattform “Arzte für das Leben”-Avusturya, 21 Haziran 1988 tarihli karar). Böylece bu içtihattan, gösterilerin en iyi şekilde yapılması ve bütün vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla makamların yasal gösteriler için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
37. AİHM,  devletlerin, sadece toplantı  yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan da kaçınmalarının gerektiğini not etmektedir. Son olarak AİHM, 11. madde koruma altındaki hakların kullanılmasında kamu güçlerinin keyfi müdahalelerine karşı kişiyi koruma amacını içeriyorsa, buna ek olarak bu hakların  etkili  bir  şekilde  kullanılmasını  sağlama  pozitif  yükümlülüğünü de  kapsadığına kanaat getirmektedir (Djavit An).
38. AİHM, öncelikle, bu ilkelerin kamu alanlarında düzenlenen gösteri ve yürüyüşler için de uygulanabileceğine kanaat getirmektedir. Ancak, AİHM, kamu düzeni ve ulusal güvenlik nedenlerinden dolayı, a priori, Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın toplantı yapılmasını izne bağlaması ve derneklerin faaliyetlerini düzenlemesinin, 11. madde anlayışına ters olmadığını not etmektedir (Bkz. Djavit An).
39. AİHM, ulusal mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak, halka açık gösterilerin düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını gözlemlemektedir. Olayların meydana geldiği dönemde,  yetkili  makamlara  yapılacak bildirinin olaydan  yetmiş  iki  saat  önce  yapılması gerekiyordu. İlke olarak benzeri düzenlemeler, AİHS tarafından korunduğu şekliyle toplantı yapma özgürlüğüne gizli bir engel oluşturmamalıdır. Kamu alanlarındaki her türlü gösteri günlük  yaşamın  devamı  için  bir  takım  düzensizliklere neden  olabilmekte  ve  kinle  karşı karşıya kalınabilmektedir. Hal böyleyken, dernek ve diğer gösteri organizatörlerinin, yürürlükteki düzenlemelere riayet ederek, demokrasinin aktörleri olarak oyunun kurallarına katılması önemlidir.
40. AİHM, bildiri yapılmadığı takdirde, gösterinin kanundışı olacağına kanaat getirmektedir. Başvuran da buna itiraz etmemektedir. Ancak AİHM, kanundışı bir durumun toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesini haklı göstermeyeceğini hatırlatmaktadır (Cisse-Fransa, no: 51346/99). Ancak bu durumda, bildirinin gösterinin halkın kalabalık olduğu bir saatte karışıklıkların aza indirgenmesi amacıyla, yetkililere gerekli tedbirleri almayı sağlayabilirdi. AİHM için, siyasi, kültürel yada başka amaçlı her türlü olay, toplantı ya da toplanmanın en iyi şekilde geçmesini sağlamak amacıyla önleyici tedbir olarak, örneğin gösteri alanlarında kamu görevlilerinin bulunması gibi güvenlik tedbirlerinin alınması önem arz etmektedir.
41. Dosyadan gösterici grubun yürüyüşün yasadışı olduğu ve halkın kalabalık olduğu bir saatte kamu düzeninde neden olabilecekleri karışıklıklar konusunda birçok kez bilgi verildiği ve dağılmaları konusunda uyarıldıkları ortaya çıkmaktadır. Başvuran diğer göstericilerle birlikte, güvenlik kuvvetlerinin uyarılarına uymamış ve geçişi zorlaştırmaya çalışmıştır.
42. Ancak dosyadaki hiçbir unsur söz konusu grubun, trafikte karışıklık yaratması dışında kamu düzeni için tehlike arz ettiğini belirtmeyi sağlamamaktadır. Burada söz konusu olan daha çok, elliye yakın kişinin kamuoyunun dikkatini güncel bir soruna çekmektir. AİHM, öğleye doğru toplanmaya başlandığını ve ilerleyen yarım saat içinde de grubun yakalanması ile sona erdiğini gözlemlemektedir. AİHM, özellikle yetkililerin, İnsan Hakları Derneği adına düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa anlam verememektedir.
43. AİHM için, göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin, AİHS’nin  11.  maddesi  tarafından  güvence  altına  alındığı  şekliyle  toplantı  özgürlüğünün geçerli   olabilmesi   için,   barış   yanlısı   toplanmalara   hoşgörüyle   yaklaşması   önem   arz etmektedir.Sonuç olarak AİHM, bu davada polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı olmadığına ve AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması için gerekli bir tedbir oluşturmadığına kanaat getirmektedir.
44. Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiştir.
 
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA 
45. Sözleşme’nin 41. Maddesine göre:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
 
A. Tazminat
46. Başvuran, gösterinin yapıldığı gün altı saat boyunca çalışmasının engellenmiş olmasından dolayı uğradığı maddi zarar adı altında 1.190,83 Euro ve maruz kaldığı manevi zarar adı altında 20.000 Euro istemektedir.
47. Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
48. AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensellik bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Ayrıca, manevi zarar konusunda, AİHS’nin 11. maddesinin ihlal tespitinde bulunulması ile başvuranın yeterince tazmin edildiğine kanaat getirmektedir.
 
B. Masraf ve Harcamalar
49. Başvuran, AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 8.051,77 Euro istemektedir.
50. Hükümet bu tutarın abartılı olduğuna kanaat getirmektedir.
51. AİHM içtihadına göre bir başvuran, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece masraf ve harcamaların ödenmesini sağlayabilmektedir (Bkz. Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96). Bu bağlamda AİHM, ilgilinin yapılan masraf ve harcamalara ilişkin hiçbir delil sunmadığını not etmektedir. Yine de mevcut davanın hazırlanması amacıyla bazı harcamalar yapılmıştır. AİHM başvurana bu bakımdan 1.000 Euro verilmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
 
C. Gecikme faizi
 
52. AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
 
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
 
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
4. İhlal  sonucunun  başvuranın  uğradığı  manevi  zarar  için  tek  başına  adil  tazmin oluşturduğuna;
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz  kuru  üzerinden  Y.T.L.’ye  çevrilmek  üzere  Savunmacı  Hükümet  tarafından başvurana Masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,
6. Söz konusu  sürenin  bittiği  tarihten  itibaren  ödemenin  yapılmasına  kadar  Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
 

 

 

    

"AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi" projesi 2012-2013 yıllarında Almanya Büyükelçiliği Ankara, 2014-2015 yılları için de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile İngiltere Büyükelçiliği Ankara tarafından desteklenmektedir. 

Web sitesinin Avrupa Birliği'nin ve diğer fon sağlayıcıların resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.