AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi: İzleme Raporu No 6

Salduz/Türkiye Kararının Uygulanması - İzleme Raporu No.6

Gözaltına alınan kişilerin yer gösterme ve teşhis gibi işlemler sırasında avukat yardımına ulaşmasının engellenmesi 

İHOP, AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi programı kapsamında yürüttüğü raporlama çalışmalarına Salduz/Türkiye kararının uygulanmasına ilişkin izleme raporu ile devam etmektedir.

Salduz/Türkiye davası, sadece Türkiye'de değil tüm Avrupa'da ceza adaleti sürecini değiştiren önemli bir içtihat dönüşümünün ilk adımıdır. Salduz kararı sonrasında aynı nedenle Türkiye aleyhine 50’yi aşkın karar daha verilmiştir. Ancak Türkiye kararları dışında aynı ilkelerden yola çıkarak diğer üye devletler hakkında da çok sayıda karar verilmesi Strazburg'da bir "Salduz içtihadı" oluşmasına neden olmuştur. Salduz içtihadını izleyen birçok kararla birlikte, çok sayıda Avrupa ülkesinde yasal değişikliklere gidilmiş, Avrupa Birliği'nde de konuya ilişkin önemli direktiflerin hazırlanmasının yolu açılmıştır. Bu nedenle "Salduz ilkelerinin" doğru anlaşılabilmesi için sadece Salduz kararında verilen hükümle yetinilmesi yanıltıcı olacaktır.

Türkiye'de uygulamada bazı davalarda, özellikle yer gösterme ve teşhis işlemlerinin avukat yokluğunda yapıldığı, üstüne üstlük ifadeli yapılan bu işlemlerin sorgu sırasında avukat yardımını tamamen anlamsız kıldığı görülebilmektedir. Avukat katılımı olmadan yapılan yer gösterme ve teşhis işlemleri, ifade sırasında avukat bulunmasının sağlayacağı tüm usul güvencelerini ortadan kaldıracak niteliktedir. Bu nedenle, zorunlu müdafii bulundurulması gereken suçlarda, yer gösterme ve teşhiste de müdafii zorunluluğu vardır. Diğer suçlar açısından da, her bir yer gösterme ve teşhis işlemi sırasında avukat bulundurma hakkı mutlaka şüpheliye hatırlatılmalıdır. Aksi takdirde, kolluğun ifadede elde edemediği bilgiyi, yer gösterme ve teşhis sırasında elde etmesi mümkün olacaktır. Bu konudaki yasal güvenceler zaten kısmen sorunludur.

Diğer kararlardan farklı olarak, Salduz grubu kararların infazı hem uzun erimli bir çalışmayı hem de farklı yöntemleri gerektirmektedir. 

a. Hükümet sadece yasal değişikliklerin yapılması ile yetinemez. Yasal değişikliklerin pratikte de sonuç doğurması gerekmektedir. Türkiye'de ceza davalarının halen çok küçük bir kısmında müdafi katılımı vardır. Bunun nedenleri araştırılmalı, insanların avukat hizmetine ulaşması önündeki hukuki ve ekonomik engeller kaldırılmalıdır. Özellikle kollukta, şüphelileri avukat hizmetine ulaşma konusunda caydırıcı eylemlerden mutlaka kaçınılmalıdır. Tüm bunların sağlanabilmesi için hükümetin düşük müdafi kullanımına ilişkin bir araştırma yapması gerekmektedir. Bu Sözleşmenin 1. maddesinden kaynaklanan pozitif bir ödevdir. 

b. TMK'nin 10. maddesinin (e) bendine göre bu kanun kapsamına giren suçlar bakımından, gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet Savcısı'nın istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmi dört saat süre ile kısıtlanabilmektedir. Bununla birlikte, yukarıda da açıkladığımız gibi bu istisna uygulamada kurala dönüşmüştür. Soruşturma konusu eylem bir terör suçu olarak nitelense bile somut olarak müdafiden yararlanma hakkının yaşam hakkına, vücut bütünlüğüne nasıl bir zarar verme riskinin olduğu ortaya koyulmadan, kısıtlamanın mutlak gerekliliği gösterilmeden 24 saat kısıtlama getirilmesi adil yargılanma hakkına aykırıdır. TMK 10. maddedeki kısıtlama kuralı ya tamamen kaldırılmalı ya da kuralın amacında olduğu gibi gerçekten istisnai olarak uygulanmalı, uygulama da somut bir şekilde her olayda gösterilmelidir. 

c. "Salduz ilkeleri" sadece ilk sorgu sırasında geçerli değildir. Soruşturma aşamasında, şüphelinin savunma hakkını etkileyebilecek tüm kolluk işlemlerinde müdafiiye ulaşma hakkı geçerlidir. Zorunlu müdafii atanması gereken suç tipleri açısından, bu işlemlerin tamamı müdafii katılımı ile yapılmalıdır. Müdafiinin tercihe bağlı olduğu suçlarda ise her bir işlem öncesinde şüpheliye müdafi isteme hakkı olduğu hatırlatılmalıdır. Özellikle, ifadeli yer gösterme ve teşhis sırasında müdafiisiz yapılan işlemler, muhakemenin tüm aşamalarındaki avukata ulaşma hakkını anlamsız hale getirmektedir. Bu uygulamadan mutlaka kaçınılması, bu yönteme başvurulan soruşturmalarda ise bu yöntemle elde edilen delillerin dosyadan çıkarılması gereklidir. 

Bakanlar Komitesi'ne

Salduz grubu davalara ilişkin olarak Hükümet 2005 yılı yasal düzenlemelerin sorunu çözmek için yeterli olduğunu düşünmektedir. Yaptığımız inceleme ise halen müdafiye erişim hakkı ile ilgili ciddi sorunlar olduğun göstermektedir. 

Buna uygun olarak:

a. Hükümete, ceza davalarında müdafi yardımına ilişkin yaptığı istatistik çalışmaları sorulmalıdır. Müdafiiye ulaşma konusundaki düşük oranlar mutlaka sorgulanmalıdır.

b. TMK kapsamında sürdürülen soruşturmalarda 24 saat kısıtlama kararının otomatik uygulamasından kaçınılması için bu davalar hakkında bilgi istenmelidir.

c. İddia edilenin aksine 2005 yılı değişiklikleri soruşturma aşamasında müdafiiye ulaşma hakkını çözmek için yeterli değildir. Avukata ulaşma hakkının, şüphelinin savunma hakkını etkileyecek tüm adli kolluk işlemleri açısından, çok açık bir şekilde düzenlenmesi ve uygulanması zorunludur. 

d. Yukarıda sayılan bilgi ve düzenlemeler sağlanıncaya kadar Salduz grubu davaların izlenmesine devam edilmelidir.

Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak'ın bir dizi dosyayı analiz ederek hazırladığı izleme raporunun tam metni için bkz. files/06_Salduz_Rapor_TR.pdf

 

 

 

    

"AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi" projesi 2012-2013 yıllarında Almanya Büyükelçiliği Ankara, 2014-2015 yılları için de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile İngiltere Büyükelçiliği Ankara tarafından desteklenmektedir. 

Web sitesinin Avrupa Birliği'nin ve diğer fon sağlayıcıların resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.