AİHM'in "KHK" kararı...

AİHM, 25 Temmuz 2016 tarihinde açığa alınan ve 1 Eylül 2016 tarihinde, 672 sayılı KHK ile görevinden uzaklaştırılan Erzurum 1071 Malazgirt ilköğretim okulu öğretmeni Gökhan Köksal’ın başvurusunu reddetti. Mahkemenin oy birliği ile aldığı kararda, Köksal’ın 685 sayılı KHK ile kurulan "OHAL Komisyonu"na başvurmadığı, böylece iç hukuk yollarını tüketmediği belirtildi.685 sayılı KHK'ye göre, "OHAL Komisyonu'nun başvuru almaya başladığı tarihten önce" yayınlanan KHK’ler için "başvuru alma tarihinin açıklanmasından itibaren 60 gün" içinde başvurmak gerekiyor. Daha sonra yayınlanan KHK'lerle ilgili olarak ise "Resmi Gazete’de yayımlanma tarihinden itibaren 60 gün içinde" başvuru yapılması gerekiyor.

AIHM kararının Fransızca orijinali...

AIHM kararının İngilizcesi için tıklayınız...

AÜ SBF öğretim üyesi insan hakları hukukçusu Yard. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, AIHM kararının açıklanmasından önce 10 Haziran 2017 tarihinde facebook hesabında öngörülerini şöyle yazmıştı:

AİHM, PAZARTESİ OHAL KHK'LERİYLE İLGİLİ NASIL KARAR VERECEK

AİHM Basın Bülteniyle pazartesi günü Köksal/Türkiye davasında karar açıklayacağını bildirdi. Bu KHK ile ihraç edilen onbinlerce insanı ilgilendiren önemli bir haber. Dün bu bilgiyi paylaşınca, kararın ne yönde olacağını soranlar oldu. Ben müneccim değilim ama yine de bu konuda bir tahminde bulunabilirim. Üç olasılık var. Bunu yazının en sonunda söyleyeceğim. “Az sonra” deyip yazının tamamını okutmak değil derdim, gerekçesini açıklamak ve insan hakları meselesine ilişkin de küçük bir saptama yapmak.

İSTATİSTİKLER

AİHS 15 yıldır iş yüküne ve dolayısıyla Mahkemenin yargı pratiğine ilişkin düzenlemeler yapıyor. Ben yıllardır bu çabanın reform, reformun reformu, reformun reformunun reformu şeklinde devam ettiğini düşünürüm. Niceliksel olarak bir çeşit başarıya ulaştı Mahkeme bu süreçte. 2011 yılında 151.600 dosya ile zirvesine ulaşan derdest dosya sayısını çeşitli müdahalelerle 2015 yılında 64.850'ye indirmeyi başardılar. Başarı diyorum ama bunu yapmak için bir sürü başvuruyu haksız yere veya sudan sebeplerle reddettiğini de not etmek gerekir. Ama nihayetinde AİHM saygınlığından çok büyük kayıp yaşamadan önemli bir mücadeleyi kazanmış gibi gözüküyordu.

Bu başarının önemli nedenlerinden biri de Türkiye’den gelen davaları kısmak oldu. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı tanınınca, 2014 yılında Türkiye’ye ilişkin Mahkemede bir yargısal formasyona yollanan başvuru sayısı 1.584’e kadar düştü. Böyle olunca Türkiye aleyhine derdest olan dosya sayısı 2015 yılı sonu itibariyle çoğu eski başvurulardan oluşan 8.450'ye düşmüştü. Türkiye’nin toplamdaki dava yüzdesi de %13’e...

Ancak 15 Temmuz sonrası her şeyi değiştirdi. Bir kere, AİHM’in yıllarca uğraşıp erittiği iş yükü tekrar ters bir trende girdi. En alt noktada 64.850 olan başvuru sayısı, 2016 sonunda 79.750'ye yükseldi. 30 Nisan 2017'de ise bu sayı 93.150'ye dayandı. Kalan 8 ay aynı hızla devam ederse, yıl sonunda 120 binleri konuşmamız olası. 20 yıla yaklaşan reformla elde edilenin bir sene içinde uçup gitmesi demek bu.

Tabii ki burada da başrol Türkiye’nin... 15 Temmuz sonrasında bir önceki sene 8.450 olan başvuru sayısı, 12.575'e çıktı. 2016 yılında bir yargısal merciye tevdi edilen başvuru sayısı 8.308 ki bunun ne büyük bir sayı olduğunu 2014'deki 1.584 sayısına bakarak kestirebilirsiniz. Yıl sonunda Türkiye %15.8 ile ikinciliğe tırmanmıştı. Ama OHAL KHK'lerinin yarattığı tahribatın gerçek yüzü asıl 2017'de ortaya çıktı. 30 Nisan 2017'de Türkiye aleyhine yapılan başvuruların sayısı 23.000'e Türkiye’nin toplam başvurulardaki yüzdesi de %24,7'ye çıktı. Bu yaklaşık AİHM'e her ay 2.500 başvurunun yapıldığı anlamını taşıyor. Aynı trend devam ederse, yıl sonunda Türkiye aleyhine 43.000 başvuru olacak. Bu toplamda da aynı yükselişin de aynı oranda artması durumunda %35 gibi bir rakama tekabül ediyor. 2015'teki 64.850 olan dip noktasının ise %66'sı demek.

AİHM Ne Yapacak?

AİHM’in bu 43.000 bin davaya bakamayacağı kesin. Durumu şuna benzetebiliriz. Bir rafineride yangın var ve sadece bir itfaiye aracıyla bunu söndürmeye gelmişler. İtfaiye şefi, kapısına gelenlere "siz içeri gidin söndürmeye çalışın, söndüremezseniz o zamana kadar biz takviye alırız" diyecek mi? Takviye geldiğinde içeride bir çok kişi can vermiş olacak çünkü.

AİHM, bir itfaiye aracı olarak üç karar verebilir pazartesi.

İlk olasılık şu; OHAL Komisyonu etkili yoldur, gidin tüketin diyebilir. Böylece 2017 yılı sonunda yayınlayacağı istatistikler yine makul seviyelere çekilir. Rafineride yanan da yanar. Çünkü bunun olması demek uzunca bir süre AİHM’in bu davalara bakmayacağı anlamına gelir.

İkinci olasılık; AİHM bir karar verir ve Komisyonun insan hakları standardına uygun olmadığına, yeniden eksikliklerin giderilerek düzenlenmesine karar verebilir. Bu esasa ilişkin de bir karar olacağı için hükümetin görüşünün sunulması gerekir ki ben böyle bir gelişmeden haberdar değilim. Belki olmuştur ama sanmıyorum.

Üçüncü olasılık, Komisyonun çalışmasına kadar bu konuda karar verilmeyeceği, başvuruların da o sırada bekletileceği yönünde bir karar verebilir. Esasa ilişkin bir şey söylemeyeceği için bunun etkisi sınırlı kalır ama kapı da tamamen kapatılmamış olur.

Gelelim ihtimallere. Ben birinci olasılığın en yüksek, ikincinin ise en düşük olduğunu tahmin ediyorum. Üçüncü ihtimal ise plase.

Şüphesiz Türkiye’den bu kadar dava gitmesinin bir nedeni var. Türkiye’de hukuk güvencesi ortadan kalktığı için insanlar AİHM kapısına yığıldılar. Bu çöküşü başta Avrupa Konseyi’nin tüm birimleri olmak üzere tüm bağımsız gözlemciler kabul ediyor. Bu çöküşe ilişkin hiçbir şey yapmadan, o güvencesizliğe insanları geri göndermenin anlamı olsa olsa şu soruda aranabilir: Mahkeme AİHM’i kurtarıp, insan haklarından vazgeçecek mi? Yani bir Pirus Zaferine imza atacak mı? Umarım yanılıyorumdur ama büyük ihtimalle bunu yapacak. Eğer bunu yaparsa Köksal kararı, insan hakları koruma mekanizmasının çöküşünün sembollerinden biri olarak kayıtlara geçirilebilir. Yanılmayı çok istiyorum, şaşırt beni AİHM!

 

 

 

    

"AİHM Kararlarının Uygulanmasının İzlenmesi" projesi 2012-2013 yıllarında Almanya Büyükelçiliği Ankara, 2014-2015 yılları için de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile İngiltere Büyükelçiliği Ankara tarafından desteklenmektedir. 

Web sitesinin Avrupa Birliği'nin ve diğer fon sağlayıcıların resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.